<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlıklı Bir Yaşam &#187; Genel Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.sagliklibiryasam.com/category/genel-bilgiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sagliklibiryasam.com</link>
	<description>Sağlıklı Bir Yaşam</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Jul 2011 10:39:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Tuvalet, Direksiyondan Daha Temiz Çıktı</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/tuvalet-direksiyondan-daha-temiz-cikti</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/tuvalet-direksiyondan-daha-temiz-cikti#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 02:16:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Bir YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[Çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Direksiyondan]]></category>
		<category><![CDATA[Direksiyondan Daha Temiz Çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı bir yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[sagliklibiryasam]]></category>
		<category><![CDATA[Temiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvalet]]></category>
		<category><![CDATA[www.sagliklibiryasam.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/tuvalet-direksiyondan-daha-temiz-cikti</guid>
		<description><![CDATA[Londra’daki Queen Mary Üniversitesi ilginç bir araştırmaya imza attı. Tuvaleti ve direksiyonu temizlik bakımından karşılaştırdı sonuç ortaya çıktı   Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre; düzenli temizlenmeyen bir arabadaki mikrop ve bakteri miktarı, herhangi bir umumi tuvalette görülebilecek orandan 9 kat daha fazla. Özellikle direksiyon başında yemek yeme alışkanlığı olan sürücülerin, arabaya dökülen kırıntı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0557671799318979";
/* 728x90, oluşturulma 25.05.2009 */
google_ad_slot = "6860950382";
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 90;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Londra’daki Queen Mary Üniversitesi ilginç bir araştırmaya imza attı.<span id="more-1257"></span> Tuvaleti ve direksiyonu temizlik bakımından karşılaştırdı sonuç ortaya çıktı</p>
<p> </p>
<p>Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre; düzenli temizlenmeyen bir arabadaki mikrop ve bakteri miktarı, herhangi bir umumi tuvalette görülebilecek orandan 9 kat <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/fazla" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fazla">fazla</a>.</p>
<p>Özellikle direksiyon başında yemek yeme alışkanlığı olan sürücülerin, arabaya dökülen kırıntı veya bırakılan yemek artıkları nedeniyle <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/saglik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sağlık">sağlık</a> sorunları yaşama ihtimalleri çok yüksek.</p>
<p>Bir tuvalette bulunan en az 80 bakteriye kıyasla, bu tür arabalarda en az 700 zararlı bakteri tespit edildi.</p>
<p>Uzmanlar, sürücülerin yüzde 42’sinin direksiyon başında yemek yediğini söyledi.</p>
<p>Haber7</p>
<p> </p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/tuvalet-direksiyondan-daha-temiz-cikti">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/tuvalet-direksiyondan-daha-temiz-cikti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kontrolsüz vitamin içmek öldürebilir</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/kontrolsuz-vitamin-icmek-oldurebilir</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/kontrolsuz-vitamin-icmek-oldurebilir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 02:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[gürkan yurteri]]></category>
		<category><![CDATA[içmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrolsüz vitamin içmek öldürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[öldürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[www.sagliklibiryasam.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/kontrolsuz-vitamin-icmek-oldurebilir</guid>
		<description><![CDATA[Hasta olanların ya da sağlıklı kalmak isteyenlerin gelişigüzel vitamin kullanımı yaradan çok zarar getiriyor. Uz. Dr. Gürkan Yurteri, gereğinden fazla alınan vitaminlerin ölüme bile yol açabileceği uyarısında bulundu. Vitamin ve mineraller, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Vücudumuz, işleyişini sürdürebilmesi için bu maddelere çok az miktarlarda da olsa gereksinim duyuyor. Ancak bu vitaminler aşırı dozda kullanıldığında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hasta olanların ya da sağlıklı kalmak isteyenlerin gelişigüzel <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/vitamin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with vitamin">vitamin</a> kullanımı yaradan çok zarar getiriyor.<span id="more-1258"></span> Uz. Dr. <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/gurkan-yurteri" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with gürkan yurteri">Gürkan Yurteri</a>, gereğinden <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/fazla" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fazla">fazla</a> alınan vitaminlerin ölüme bile yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Vitamin ve mineraller, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Vücudumuz, işleyişini sürdürebilmesi için bu maddelere çok az miktarlarda da olsa gereksinim duyuyor. Ancak bu vitaminler aşırı dozda kullanıldığında, baş ağrısı, bulantı, kusma, <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/idrar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with idrar">idrar</a> yolu rahatsızlıklarına, hatta ölüme kadar gidebilen problemlere neden olabiliyor.</p>
<p>Vitamin ihtiyacını karşılamanın en doğru yolunun dengeli beslenmek olduğunu aktaran Gürkan Yurteri, &#8220;Vitaminlerin çoğu bitkisel ve hayvansal besinlerde bulunur. Karbonhidrat, yağ, protein gibi ana besin öğeleri ile yeterli miktarda yapılan dengeli beslenmede vücudun günlük vitamin ihtiyacı karşılanır. Ancak çeşitli fizyolojik (Gebelik, spor, gelişme çağı gibi), patolojik (Ateş,ishal,travma) durumlar, çevresel faktörler (iklim,coğrafi bölge) ve ilaç tedavileri vitamin gereksinimini artırabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Dahiliye Bölümü&#8217;nden Uz. Dr. Gürkan Yurteri,, A vitamini fazlalığında baş dönmesi, çift görme, baş ağrısı, kasılma nöbetleri, dudakların ve avuç içlerinin soyulması, şiddetli kusma gibi sorunlara yol açtığını söyledi. Gebe kadınlara yüksek doz A vitamini verildiğinde düşüklere, bebekte kalp ve kafa anomalilerine rastlanabileceği uyarısında bulundu. B vitamini fazlalığında çok yüksek dozlarda alınırsa zehirlenme görülebileceğini dile getirdi.</p>
<p>Yurteri, C vitamini fazlalığının belirtilerini de şöyle alattı: &#8220;C vitamini 2 gramdan fazla alındığında karın ağrısı, bulantı ve kusma şeklinde kendini gösterir. Uzun süreli ve yüksek doz kullanımının böbrek taşı oluşturabileceğinden korkulur. Bir diğer olası yan etkisi demir preparatı kullanan hastalarda demir yüklenmesine neden olmasıdır. 1 gramın üzerinde alımlarda, idrardan bakılan şeker ölçümlerini bozar. Ayrıca bazı enzim eksikliği olan hastalarda kan hücrelerinin yıkımına neden olabilir.&#8221;</p>
<p>Gürkan Yurteri, D vitamini fazlalığının ise kanda kalsiyum yükselmesine, böbrek hastalıklarına, damar sorunlarına neden olabileceğini ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/kontrolsuz-vitamin-icmek-oldurebilir">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/kontrolsuz-vitamin-icmek-oldurebilir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fazla kilo idrar kaçırma nedeni</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/fazla-kilo-idrar-kacirma-nedeni</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/fazla-kilo-idrar-kacirma-nedeni#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 02:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[@words.txt]]></category>
		<category><![CDATA[Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[Fazla kilo idrar kaçırma nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[idrar kaçırma nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadında idrar torbasının sarkması sebebi ve tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tuvaletten sonra idrar kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[tuvaletten sonra kaçırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/fazla-kilo-idrar-kacirma-nedeni</guid>
		<description><![CDATA[Zor doğum, sık doğum ve doğum sırasındaki yırtılmalar, menopoz dönemi ve bazı diğer jinekolojik ameliyatlardan sonra idrar kesesi (mesane) sarkması nedeniyle idrar kaçırma sorunları başlayabilmektedir. Genç yaştaki kadınlarda da görülen idrar kaçırma (inkontinans) özellikle orta yaştan sonra daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. İdrarını tutamama ve idrar kaçırma kadınlarda sosyal yaşamı zorlaştıran ve günlük hayatta birçok probleme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zor  doğum, sık doğum ve doğum sırasındaki yırtılmalar, menopoz dönemi ve  bazı diğer jinekolojik ameliyatlardan sonra <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/idrar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with idrar">idrar</a> kesesi (mesane)  sarkması nedeniyle <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/idrar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with idrar">idrar</a> <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/kacirma" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with kaçırma">kaçırma</a> sorunları başlayabilmektedir.<span id="more-1259"></span></p>
<p>Genç  yaştaki kadınlarda da görülen idrar kaçırma (inkontinans) özellikle  orta yaştan sonra <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. İdrarını tutamama  ve idrar kaçırma kadınlarda sosyal yaşamı zorlaştıran ve günlük hayatta  birçok probleme neden olan en önemli <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/saglik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sağlık">sağlık</a> sorunlarından biridir.</p>
<p>Prof.  Dr. Tibet Erdoğru, da Vinci robotik cerrahi yöntemiyle kadınlarda  mesane sarkması ve idrar kaçırma sorunlarının tedavisi hakkında bilgi  verdi.</p>
<p><strong>Sık tuvalete çıkıyorsanız ya da tuvalete dahi yetişemiyorsanız&#8230;<br /></strong>Çok  sayıda doğum yapmak ya da zor ve müdahaleli doğumlar menapoz sonrası  idrar kesesini asan kasların (pelvik taban kaslarının) gevşemesiyle veya  rahim alınmasından (histerektomi) sonra mesanedeki sarkma sonucu idrarı  depolama ve yapmayla ilgili sorunlar başlamaktadır. Bunlar sık sık  tuvalete çıkma, tuvalete yetişememe, gece tuvalete kalkma, idrarda yanma  gibi şikayetlere neden olur. Mesanedeki sarkmaları biz 4 dereceye  ayırarak sınıflandırıyoruz. Birinci ve ikinci derece mesane sarkması  leğen kemiğinin tabanındaki kasların egzersizleri ve günlük hayatta  yapılan bazı değişiklikler ile tedavi edilebilir. Ancak, üçüncü ve  dördüncü derecedeki mesane sarkmaları çok ciddi olup, cerrahi tedavi  gerekmektedir.</p>
<p>Kapalı sistem ameliyatlardaki devrim &#8220;da Vinci  Robot&#8221; &#8220;da Vinci robotik cerrahi&#8221; tıp dünyasında ileri teknoloji ürünü  olarak biliyor ve yoğun olarak ABD&#8217;de olmak üzere dünyanın pek çok  ülkesinde yaygın şekilde kullanılıyor. Uzun yıllardır mesane sarkması  ameliyatları açık yöntem ile yapılmaktaydı. Bu ameliyat sonrasında  hastanın karnında büyük bir ameliyat izi kalmakta, ameliyat sonrası  dönemde <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/fazla" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fazla">fazla</a> ağrı çekilmekte, günlük hayata ve işbaşına dönmek için  uzun süre geçmesi gerekmekte idi.</p>
<p>Bunun yanında zamanımızda  hazneden yapılan asma ameliyatları da çok etkili olmamakta ve yıllar  içinde sarkma tekrar meydana gelmekte ve başarısızlıkla  sonuçlanabilmektedir. Son yıllarda erkeklerdeki prostat kanseri  ameliyatlarını yapan, da Vinci robot tekniği artık kadınlarda mesane  sarkmasının tedavisinde de başarılı şekilde uygulanmaktadır.</p>
<p>Robotun  gözleri ile 3 boyutlu görüntü alınabilmekte ve vücut içindeki robot  kolların insan elini taklit eden hareket kabiliyeti ile mesane sarkması  kesin olarak giderilmekte, idrar tutma mekanizması daha iyi onarılmakta  aynı zamanda hastada ameliyat izi olmamaktadır. &#8220;da Vinci robot&#8221; ile  ameliyat sonrası dönemde ameliyata bağlı şikayetler çok az olurken,  iyileşme süresi ve günlük yaşama dönme süresi çok kısalmakta ve bu  avantajlar ile başarı oranı %95&#8242;leri bulmaktadır.</p>
<p><strong>İdrar kaçırmanın sebepleri ve risk faktörleri nedir?</strong></p>
<p><strong>İlerleyen Yaş:</strong> Menapoz  oluşunca yaşın ilerlemesiyle östrojen hormonunun azalması leğen kemiği  içindeki mesane ve rahmi yerinde tutan destek dokular zayıflamakta ve  idrar kaçırma, (üriner inkontinans) artmaktadır.<br /><strong>Doğum:</strong> Fazla sayıda doğum, iri bebek, doğumda vakum kullanılması gibi sebepler idrar kaçıran kadınlarda sıklıkla mevcuttur.<br /><strong>Fazla kilolu olmak-Obezite:</strong> Aşırı kilolularda karın içi basınç artmakta ve idrar kaçırma daha sık olmaktadır.<br /><strong>Kalıtımsal Sebepler:</strong> Bazı kadınların destek dokuları ve bağları doğumlarından itibaren zayıftır ve idrar kaçırmaya yatkındırlar.<br /><strong>Kabızlık:</strong> Ikınma destek dokuları zayıflatmaktadır.<br /><strong>Kronik Hastalıklar:</strong> Astım, bronşit, diyabet, kas hastalıkları ve omurganın kaza sonucu travması risk faktörüdür.<br />Tekrarlayan idrar torbası enfeksiyonları<br />Fistüller<br />Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar</p>
<p><strong>İdrar kaçırma kader değil<br /></strong>Kadınların  büyük bir çoğunluğu bu sorun yüzünden doktora gitmekten utanıyor ve  çekiniyor. İdrar kaçırma tanısı konulan hastaların yüzde 70&#8242;i başka bir  sebepten dolayı doktora geliyor. Çünkü hastalar hem bu sorundan utanıyor  hem de &#8216;çok doğum yaptım, menopoza girdim artık bu benim yaşamımın bir  parçası&#8217; diye düşünerek kendi yaşam kalitelerini düşürüyorlar. Oysaki bu  kesinlikle doğru değil. Kadınların hiçbir şekilde bundan çekinmeden  utanmadan bunun bir rahatsızlık olduğunu bilerek doktora danışmalarını  öneriyoruz.  Bu hastalığın tanısının konulması bir muayene süresi içinde  biter. İdrar kaçırma tanısı için yapılan muayenelerin hiçbiri  utanılacak ya da zorlanılacak muayeneler değildir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/fazla-kilo-idrar-kacirma-nedeni">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/fazla-kilo-idrar-kacirma-nedeni/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metabolizmayı hızlandırmanın yolları</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/metabolizmayi-hizlandirmanin-yollari</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/metabolizmayi-hizlandirmanin-yollari#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 02:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[gizli şekerin ortaya çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik test çubugu ne zamanlık devreyi gösteriri]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandırmanın]]></category>
		<category><![CDATA[kilo metobilizmayı hızlandırma]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma hizlandirici beslenme sekli nasil olmali]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizmayı]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizmayı hızlandırmanın yolları]]></category>
		<category><![CDATA[meto billzmayı]]></category>
		<category><![CDATA[metobilizmayi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[saglıklı bir metabolizma için ne yapılmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[şeker hastalarında kilo verme forum]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlayan metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/metabolizmayi-hizlandirmanin-yollari</guid>
		<description><![CDATA[Yaz ayları yaklaşırken herkesi bir anda kilo verme telaşı sardı. Siz de &#8216;Artık eskisi kadar kolay kilo veremiyorum&#8217; diyorsanız bu önerilere göz atın.Yaş ilerledikçe kilo vermek zorlaşıyor. Artık eskisi kadar hızlı ve kalıcı kilo veremezken vücudunuzun belli bölgeleri, hele hiç de alışık olmadığınız yepyeni bölgeleri kalıcı yağlarla tanışıyor. İleri yaşlarda hormonal yapının değişmesi, metabolizma hızının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayları yaklaşırken herkesi bir anda <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/kilo" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with kilo">kilo</a> verme telaşı sardı.<span id="more-1260"></span> Siz de &#8216;Artık eskisi kadar kolay kilo veremiyorum&#8217; diyorsanız bu önerilere göz atın.<br />Yaş ilerledikçe kilo vermek zorlaşıyor. Artık eskisi kadar hızlı ve kalıcı kilo veremezken vücudunuzun belli bölgeleri, hele hiç de alışık olmadığınız yepyeni bölgeleri kalıcı yağlarla tanışıyor.</p>
<p>İleri yaşlarda hormonal yapının değişmesi, metabolizma hızının yavaşlaması, aktivitelerin azalması, vücuttaki kas miktarının azalarak yağ kütlesinin artması gibi birçok nedenden ötürü kilo vermek zorlaşır. Orta yaşla birlikte özellikle bahar aylarında artan kilo verme ve form tutma çabalarınızın eskisi kadar hızlı ve etkili sonuçlar vermediğini fark edebilirsiniz.</p>
<p>Vücut mevsimsel değişimlere bağlı olarak oluşan ısı değişimlerini hissetmesiyle aldığı enerjiyi <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> az yakmaya başlar, yani bir anlamda aldığı enerjilerin bir kısmını depolar. Vücudumuz ısı değişimleri ile arasında kurduğu bu doğal denge mekanizması ile kendi ısısını dengeler. Bu doğrultuda harcadığı enerjiyi düşürerek, bazal metabolizma hızını yavaşlatır.</p>
<p><strong>ÇÖZÜM ELİNİZİN ALTINDA</strong></p>
<p>Yüksek Termojenik etkili besin grupları yavaşlayan <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/metabolizmayi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metabolizmayı">metabolizmayı</a> hızlandırıyor. Tüm besinlerin Termojenik etkisi vardır ancak bu besinler içinden Termojenik etkisi en yüksek olanlar metabolizmanın hızlanmasını sağlar. Bu durum <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/metabolizmayi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metabolizmayı">metabolizmayı</a> hızlandırma amacıyla başvurulan arayışların en pratik ve etkili yoludur. Termojenik Beslenme ana termojenler ve yardımcı termojenlerden oluşur. Bu iki grup içinden seçilecek besinlerin 3 ana ve 3 ara öğüne yerleştirilmesiyle yavaşlayan <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/metabolizmayi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metabolizmayı">metabolizmayı</a> hızlandırmanız daha kolay kilo vermeniz mümkün hale gelecektir.</p>
<p><strong>GÜÇLÜ KAS YAPISI</strong></p>
<p>Termojenik beslenme alışkanlığı kazanmış kişilerde yapılan araştırmalar, bu beslenme rejimiyle kas kütlesinin korunduğunu verilen kilolarınsa tamamen yağdan kaybedildiğini göstermektedir. Kas dostu olarak adlandırılan sistem özellikle menopoz dönemi hanımlar ve genç kızlar için ideal beslenme şekli anlamı taşıyor.</p>
<p><strong>NASIL BİR MÖNÜ GEREKİR?</strong></p>
<p>O zaman gerçek soru şu olmalı: &#8220;Bugün termojenik etkisi yüksek ne pişirsem?&#8221; Mönüdeki seçenekler şunlar olmalı; tavuk göğsü, hindi göğsü, yağsız kırmızı et, balık, yumurta akı. Araştırmalar, proteinlerin yüksek termojenik etkisi olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bu besinler sizi tok tutma özelliğine de sahip. Mönüdeki proteinlerin yanına bir de sebze seçmek gerekiyor.</p>
<p>İşte seçenekler: karnabahar, salata (maydanoz, roka, tere, göbek, kıvırcık), lahana, brokoli, yeşil fasulye, ıspanak veya semizotu. İşte bir seçenek daha, bu kez baklagillerden birini seçebilirsiniz; esmer pirinç, kepekli bulgur, kepekli makarna, Termojenik tozlar: Birini seçerek tuz yerine kullanın; köri veya zencefil Lezzet yardımcıları: soğan, domates, sarımsak, maydanoz, dereotu, mantar.</p>
<p>Takvim</p>
<p> </p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/metabolizmayi-hizlandirmanin-yollari">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/metabolizmayi-hizlandirmanin-yollari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saçlarınız dökülmesini nasıl önlersiniz?</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/saclariniz-dokulmesini-nasil-onlersiniz</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/saclariniz-dokulmesini-nasil-onlersiniz#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 02:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dökülmesini]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[önlersiniz?]]></category>
		<category><![CDATA[Saçlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Saçlarınız dökülmesini nasıl önlersiniz?]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[teofilin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/saclariniz-dokulmesini-nasil-onlersiniz</guid>
		<description><![CDATA[Erken dönemlerde de başlayabilen saç dökülmelerine karşı uzmanlar öncelikle genleri sorumlu tutsa da, alacağınız bazı önlemler ile bu dökülmeleri yavaşlatabilirsiniz. Askmen isimli internet sitesinde yer alan habere göre, yaşlandıkça vücudumuz da bizimle birlikte yaşlanıyor. Özellikle Erkeklerin 35 yaşına geldiklerinde üçte ikisinin saçı dökülmeye başladığını belirten uzmanlar, saç dökülmesini önlemenin yollarını şöyle anlatıyorlar: Saç dökülmesine neler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="news-detail-spot">Erken dönemlerde de başlayabilen saç dökülmelerine karşı uzmanlar  öncelikle genleri sorumlu tutsa da, alacağınız bazı önlemler ile bu  dökülmeleri yavaşlatabilirsiniz.<span id="more-1261"></span></div>
<div id="news-detail-news-text">
<div id="haberMetinDiv">
<p>Askmen isimli internet sitesinde yer alan habere göre,  yaşlandıkça vücudumuz da bizimle birlikte yaşlanıyor. Özellikle  Erkeklerin 35 yaşına geldiklerinde üçte ikisinin saçı dökülmeye  başladığını belirten uzmanlar, saç <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/dokulmesini" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with dökülmesini">dökülmesini</a> önlemenin yollarını şöyle  anlatıyorlar:</p>
<p><strong>Saç dökülmesine neler yol açar? </strong></p>
<p>Her ne kadar saç dökülmesinde suçlu anne ya da babadan gelen  genler ise de önlenebilen başka nedenler de var. Yetersiz beslenme,  enfeksiyon, reçeteli ilaçlar, kimyasal saç ürünleri ve hatta duygusal  stres de saç dökülmesine yol açabiliyor.</p>
<p><a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">Daha</a> <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/fazla" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fazla">fazla</a> balık tüketin: Balık sadece protein ve minerallerle  dolu değildir. Aynı zamanda balık iyi bir Omega-3 ve D vitamini  kaynağıdır. Bu iki besin maddesi de kemoterapi hastalarında saç  dökülmesini önlemede faydalıdır.</p>
<p>Demir seviyenizi kontrol altında tutun: Kadınlar arasında daha  yaygın olan demir eksikliğine bağlı kansızlık, saç dökülmesinin bilinen  nedenidir. Fakat saç dökülmesi sizin fark edebileceğinizden az olabilir.  Beslenmenize kabak çekirdeği, kinoa ya da tofu gibi demir bakımından  zengin yiyecekler eklerseniz, bu gıdalar saç dökülmesini önlemede  yardımcı olabilir. Ancak kırmızı et ya da yumurtadan uzak duran  vejetaryenler için yeterince demir almak daha zordur.</p>
<p><strong>B vitamini unutmayın:</strong> Biyotin, B2 ve B12 vitaminleri saç gelişimi  için önemlidir. B vitaminine ya da demire ihtiyacınız olduğunu  düşünüyorsanız, ilaç kullanmaya başlamadan önce doktorunuza danışın.  Daha basit bir çözüm olarak ise beslenmenizi bu eksikliğe uygun olarak  yapılandırabilirsiniz.</p>
<p><strong>Stresinizi kontrol altına alın:</strong> Herhangi bir zaman diliminde  saçlarınızın yüzde 85&#8242;i büyüme, gelişme dönemindeyken yüzde 15&#8242;i de son  ölüm aşamasındadır. Stresli olaylar ise saçlarınızın yüzde 30-40&#8242;ının  ölmesine yol açan doğal döngüye yol açan bir şok oluşturabilir. Sonuç  olarak 3 ay sonra köpeklerin tüylerini dökmesi gibi siz de saçlarınızı  dökmeye başlayabilirsiniz. Bu nedenle saç kaybını önlemek için stresle  mücadele etmenin yollarını arayın.</p>
<p><strong>Reçeteli ilaçların prospektüslerini okuyun: </strong>Birçok insan  kemoterapinin saç dökülmesini hızlandırdığını biliyor. Fakat reçeteli  ilaçlar da saçlarınızı dökebilir. Örneğin, kan inceltici ya da  psikiyatrik ilaçlar saç dökülmesini hızlandırıyor. Bu nedenle ilaçları  içmeden önce prospektüslerini iyice okuyun.</p>
<p><strong>Kişisel hijyene önem verin: </strong>Saçınızın derisini ve saçınızı <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/temiz" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temiz">temiz</a>  tutmak, saç derinizde oluşabilecek herhangi bir mantar enfeksiyonu  oluşumunu engeller. Böylece <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/saclariniz" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Saçlarınız">saçlarınız</a> dökülmez. Fakat saç derinizi çok  fazla şampuanlamayın, çünkü bu durum saç derinizdeki sebase bezlerinin  hasarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Düzenli egzersiz yapın:</strong> Düzenli egzersiz kelliği önlemede  önemlidir. Egzersiz stresi yatıştırır ve derideki kan dolaşımını  düzenler. Egzersiz yaptığınızda oluşan ter de deri üzerindeki zararlı  maddelerin atılmasına yardım eder.</p>
</div>
</div>
<div id="news-detail-news-paging"></div>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/saclariniz-dokulmesini-nasil-onlersiniz">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/saclariniz-dokulmesini-nasil-onlersiniz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bel fıtığı</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/bel-fitigi</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/bel-fitigi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2011 11:20:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[açık bel fıtığı ameliyatı sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Bel fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bir YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[fitik icin belden yapilan igne nasil]]></category>
		<category><![CDATA[ideal tansiyon ölçüleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı bir yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı bir yaşam için yapılması]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı bir yaşam istekleri]]></category>
		<category><![CDATA[yağ ikame maddeleri olestra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/bel-fitigi</guid>
		<description><![CDATA[Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder. Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="bs_image" src="http://sagliklibiryasam.com/bsfiles/thumb/bel-fitigi.jpg" title="Bel fıtığı" alt="bel fitigi Bel fıtığı" />
<p class="bs_video">
<p>Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder. <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/bel-fitigi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bel fıtığı">Bel fıtığı</a>, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında da anulus fıbrozus adı verilen <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> sert bir fibröz tabaka vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.</p>
<p><strong>Bel fıtığı <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/nasil" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nasıl">nasıl</a> oluşur ?</strong><br />
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.</p>
<p>Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir. Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffîizyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı  90 iken, çocuklarda bu oran  80′e, yetişkinlerde ise  50-60′a düşer. Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon da eşlik eder. Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi yapan destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir.</p>
<p>Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Öyle aileler vardır ki dedesini, babasını ve çeşitli yakın akrabalarını bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik bir yönünün olduğu da söylenebilir.</p>
<p>Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve sigara kullanımı, diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.<br />
Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır. Böyle bir durumda bel fıtığının nasıl kolayca teşekkül edebileceğini aşağıdaki şekiller sade bir tarzda izah etmektedir.</p>
<p><strong>Bel fıtığı belirtileri</strong><br />
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikâyettir. Fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir. Hareket kısıtlılığı, topallayarak yürüme, vücudun bir tarafa doğru çarpılması gözlemlenebilir. Ağrıyla birlikte bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı ve incelme (atrofi) görülebilir. Sinirlere genişçe basan fıtıklarda cinsel fonksiyonların kaybı da söz konusu olabilir.<br />
Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/idrar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with idrar">idrar</a> ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda felce doğru gidiş ortaya çıkabilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir. Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı öksürmekle, yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.</p>
<p><strong>Bel fıtığının ters tarafta olması</strong><br />
Bel fıtığı hastalarında şikayetler genellikle fıtığın olduğu tarafta görülür. Fakat bazı hastalar vardır ki, bel fıtığı bir tarafta olduğu halde şikâyetleri karşı taraftadır. Meselâ yapılan tetkikler neticesinde diskin sağ tarafa doğru fıtıklaştığı net olarak tespit edilir fakat hastanın ağrı, uyuşma, his kaybı gibi belirti ve bulguları sol bacağındadır. Tabi ki bunun tersi de söz konusu olabilir.</p>
<p>Bu durumdaki hastalara günlük hekimlik pratiğimiz esnasında çok nadir rastlamaktayız. Konunun bilimsel izahı mümkün olduğundan karşılaştığımız tablo bizi hiç şaşırtmamakta ve yaptığımız açıklamalar neticesinde hasta da durumunu öğrenip rahatlamaktadır.</p>
<p>Burada sıkışan yine sinir elemanlarıdır. Disk sağ veya sol taraftan kanala doğru taşarak sinirleri itmekte ve karşı tarafta sıkıştırmaktadır. Fıtıklaşan diskin karşı tarafındaki faset eklemi normalden büyükse veya karşı taraftaki kemik yapının yüzeyinde düzensizlikler varsa sinirler o tarafta daha kolay basıya maruz kalmaktadır (Şekil 3 ve 4). Böylece hastanın şikâyetleri karşı tarafta ortaya çıkmaktadır. Ancak doktor, tedavisini fıtıklaşan diske göre planlamakta ve operasyon söz konusu ise bunu fıtıklaşan taraftan gerçekleştirmektedir. Neticede fıtıklaşan disk boşaltıldığında hastanın karşı tarafta olan şikâyetleri de sona ermektedir.</p>
<p><strong>Kimlerde görülür ?</strong><br />
Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/nedeni" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nedeni">nedeni</a> olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık  80′i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.</p>
<p>Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.</p>
<p>Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.</p>
<p><strong>Hastalığa yanlış yaklaşımlar</strong><br />
İnsanların büyük bir kısmı maalesef hastalıkları konusunda yeterli bilince sahip değiller. Ağrı içinde kıvranırken doktora gitmeyi tercih etmiyorlar da hiçbir bilimsel temele dayanmayan birtakım yöntemlere başvuruyorlar. Beline bal, incir, balık bağlatan hastalardan tutun da, cildini ciddi şekilde kestiren, yaktıran, sülük koyan veya bilinçsizce çektiren hastalara kadar yüzlerce bilim dışı uygulamaya şahit olmaktayız. Halbuki bel fıtığı bir çeşit değildir ve hastalığın değişik safhalarında farklı tedavi metotlarını uygulamak gerekmektedir. Neticede basit bir tedavi ile iyileşmesi mümkün iken, bilinçsizce yapılan uygulamalar sonucu ameliyatlık hale gelmiş hastalarla sık sık karşılaşmaktayız.</p>
<p>Bu konu ciddi bir problemdir. Ancak problemin çözümünde başta biz doktorlar olmak üzere herkese önemli görevler düşmektedir. Eğitim kurumları ve medyanın halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi noktasında daha aktif bir tavır ortaya koyması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bel fıtığından korunmak</strong><br />
Günümüzde tıp dev adımlarla ilerlemekte ve birçok hastalığın çaresi bulunmaktadır. Buna rağmen diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına da yakalanmamak en iyisidir. Yani tedbirler hastalıkla karşılaşmadan önce alınmalıdır. Maalesef insanlar <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/saglik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sağlık">sağlık</a> gibi önemli bir nimetin kıymetini ancak onu kaybettiklerinde anlamaktadırlar. Fakat <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/saglik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sağlık">sağlık</a> bir kez kaybedildiğinde tekrar kazanılması çok zor olmakta, bazen de bu mümkün olamamaktadır. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan önce bilmeliyiz.</p>
<p>Bel sağlığını korumak için kişi ;  hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamak, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalıdır. Belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalıdır. Meselâ telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır.</p>
<p><strong>Riskli pozisyonlar</strong><br />
Günlük aktivitelerimiz esnasında vücudumuzun dikey veya yatay konumda aldığı çeşitli pozisyonlar ve beraberinde ortaya konan faaliyetin şekli bel fıtığına yakalanma riskini önemli oranda artırır veya azaltır.<br />
İnsanın dikey pozisyonda bulunması omurganın alt kısımlarını önemli miktarda basınç altında bırakır. Çünkü bu kısmın yukarısında yer alan tüm vücut ağırlığı birkaç santimetre karelik dar bir omur parçası üzerine biner ve bu küçük kısım tarafından taşınır. Buna karşılık vücudun dik değil de desteksiz bir tarzda eğik pozisyona gelmesi, yani düşey olarak orta hattan sapması beldeki omurlar üzerine binen yükü, yani basıncı bariz şekilde daha da artırır.</p>
<p>Yapılan bilimsel araştırmalarda beldeki diskin içerisine basınç ölçebilen bir cihazla girilmiş ve çeşitli vücut pozisyonlarının diskteki basıncı ne şekilde etkilediği araştırılmıştır. Görülmüştür ki, burada bele en az yükün bindiği pozisyon, kişinin sırt üstü yattığı ve bacaklarının altım bir cisimle destekleyerek hafifçe yükselttiği pozisyondur. Ayrıca sandalyede desteksiz otururken bele binen yük, ayakta dik olarak dururken bele binen yükten daha fazladır.</p>
<p>Halbuki insanlar bunun tam tersinin doğru olduğunu zannederler. Neticede ayakta dik pozisyonda dururken bele binen yükün gerçekte daha az, otururken daha <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/fazla" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fazla">fazla</a> olduğu bilinmelidir. Bu pozisyondan daha kötüsü, yani belde bulunan disklerde-ki basıncı daha da artıran durum, sandalyede otururken öne doğru eğilerek yerden bir cismi almaktır. En kötüsü ise ayakta dururken öne doğru eğilerek dizler düz konumda yerdeki bir ağırlığı kaldırmaktır. Bu durumda kaldırılan ağırlığın miktarı arttıkça bel fıtığına yakalanma riski de giderek artacaktır.</p>
<p>Oturur pozisyonda iken kişi arkasına bir destek koyarsa veya oturduğu sandalyenin arka kısmını geriye doğru tedrici olarak yatırmaya başlarsa, bele binen yük de giderek azalacak ve bel bu durumda çok daha rahatlamış olacaktır.</p>
<p>Öksürmek, gerinmek veya kahkaha ile gülmek ise belde yer alan disklerdeki basıncı bariz şekilde artırır. Şikâyetleri bir öksürmeyi takiben başlayan pek çok hasta ile karşılaşmaktayız.<br />
Sağlıklı bir bele sahip olmak için günlük yaşantımızda riskli pozisyonlardan daima uzak durmalıyız.</p>
<p><strong>Teşhis</strong><br />
Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Yani bel ve bacak ağrısı bulunan her hastaya “Mutlaka bel fıtığıdır” peşin hükmü ile yaklaşmak doğru değildir. Bel fıtığını taklit eden pek çok hastalık vardır. Basit bir spor yaralanmasından romatizmaya, enfeksiyon hastalıklarından kansere ve bel kaymasına kadar birçok hastalık bel ve/veya bacak ağrısıyla seyredebilir. Bu sebeple önce teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten, geçer. Bunun için de ilgili uzman hekime müracaat etmek gerekir. Hekim hastanın şikâyetlerini dinleyecek, muayenesini yapacak ve hastalığıyla ilgili tüm tetkik ve tahlilleri isteyecektir.</p>
<p>Bel ağrısının araştırılmasında düz röntgen filmlerinin önemi günümüzde azalmıştır. Hastanın radyasyona maruz kalmasına yol açan bu teknik ancak belirli durumlarda tercih edilmektedir. Belden iğne yapılıp içeriye kontrast madde verildikten sonra film çekilmesi tekniği (myelografi) de giderek daha az kullanılmaktadır. Çünkü günümüzde görüntüleme teknikleri çok ilerlemiş ve artık hastanın belinden iğne yapılmasına gerek kalmayacak seviyeye gelmiştir. Aslında noniyonik kontrast maddelerin kullanım alanına girmesi iğne tekniğinin yan etkilerini hayli azaltmıştır. Fakat buna rağmen bizzat iğne tekniğinin kendi yan etkileri olabildiğinden dolayı myelografiden mümkün mertebe uzak durmakta yarar vardır. Bunun yerine güçlü manyetik rezonans cihazları tercih edilmelidir.</p>
<p>Bel fıtığının teşhis ve ayırıcı teşhisinde EMG dediğimiz tetkik yöntemi de yararlıdır. Çünkü bu yöntem ile hastada bulunan bozuklukların sinir dokusuna mı, yoksa kas dokusuna mı ait olduğu ortaya konabilmekte, diğer hastalıkların bel fıtığından ayırımı yapılabilmektedir. Bası altında kalan sinirlerde hasar olup olmadığı, varsa hasarın derecesi hakkında da fikir vermektedir. Bazı durumlarda bu teknik, cerrahın ameliyat kararını bile etkileyebilmektedir.</p>
<p>Bel ve/veya bacak ağrısı bulunan bir hastada bazen bilgisayarlı tomografi, genellikle de manyetik rezonans gibi ileri tetkik yöntemlerine başvurulur.</p>
<p>Manyetik rezonans görüntüleme metodu teşhiste ve ayırıcı teşhiste büyük kolaylıklar sağlar. Ayrıca hastanın x-ışını almaması ve çeşitli planlardaki üstün görüntüleme yeteneği; omurilik, sinirler ve diğer yumuşak dokuları net bir şekilde görüntüleyebilmesi manyetik rezonansı giderek daha da öne çıkarmaktadır.</p>
<p>Ancak kemik dokusuyla ilgili patalojilerde bilgisayarlı tomografinin daha iyi görüntü sağladığı göz önüne alınarak bazı durumlarda her iki teşhis metodu beraberce kullanılabilir.<br />
Manyetik rezonansın bu kadar yararlı bir yöntem olmasına karşılık elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi büyük bir tecrübe ister. Yanlış yorumlar yanlış tedavi şekillerine yol açar. Sıklıkla rastladığımız hafif disk bombeleşmesi bel fıtığı olarak yorumlanırsa, tedavinin şekli tamamen değişik bir yöne doğru gidebilecektir.</p>
<p>Özellikle ameliyat sonrası dönemde gerçekleştirilen çekimlerden elde edilen görüntülerin yorumlanması tecrübe gerektirir. Muayene bulguları ile tetkiklerden elde edilen neticeler beraberce kılı kırk yararcasına hassas bir tarzda değerlendirilecek ve net bir teşhise vardıktan sonra tedaviye geçilecektir. Manyetik rezonans tetkikinde bel fıtığı görüldü diye ameliyat kararı vermek bazen yanıltıcı olabilir. Elde edilen görüntüler mutlaka klinik bulgularla desteklenmeli, aralarında uyum aranmalı ve uyum yoksa bu izah edilmelidir.</p>
<p>Bazen bel fıtığı ile hayati önem arzeden diğer birtakım hastalıkların ayırıcı teşhisini yapabilmek için kemik sintigrafısi gerekebilir.</p>
<p>Kemiklerin kuvvet ve yoğunluğu hakkında fikir edinmek ve osteoporoz teşhisini kesinleştirmek amacıyla kemik yoğunluk ölçümlerine de başvurulabilir.<br />
Ayırıcı teşhis için kan ve idrar incelemeleri yapılabilir.</p>
<p>Neticede yapılan muayene, tetkik ve tahliller sonucunda hastanın bel fıtığı olup olmadığı, bel fıtığı ise hangi safhada bulunduğu net bir şekilde ortaya konacaktır. Yani bel fıtığı teşhisinin konmuş olması yeterli değildir. Hastalığın safhasını da tespit etmek gerekir. Çünkü tedavinin şekli buna göre değişecektir.</p>
<p>Bazı hastalar dar mekânlara girdiklerinde büyük sıkıntı çekmekte ve rahatsız olmaktadırlar. Bu kişiler için açık tip manyetik rezonans cihazları geliştirilmiştir. Ayrıca klasik tipteki cihazlarda da gerekli tedbirler alınarak bu hastaların tetkikleri yapılabilmektedir</p>
<p>Manyetik rezonans görüntüleme metodu ile teşhiste büyük bir aşama kaydedilmiştir.</p></p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/bel-fitigi">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/bel-fitigi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyni geliştirecek öneri</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/beyni-gelistirecek-oneri</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/beyni-gelistirecek-oneri#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 15:20:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyin geliştirecek bulmacalar]]></category>
		<category><![CDATA[beyni geliştirecek]]></category>
		<category><![CDATA[beyni geliştirecek fiziksel hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[beyni geliştirecek işler]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlığa çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[unutmamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklibiryasam.com/?p=826</guid>
		<description><![CDATA[Henüz 30 yaşındasınız ve 5 dakika önce elinizde olan anahtarı nereye koyduğunuzu hatırlamıyor musunuz? Kendinizi genç hissedebilirsiniz, ama beyniniz çoktan yaşlanmaya başladı bile. ABD&#8217;de Virginia Üniversitesi tarafından yapılan ve sağlıkla ilgili bir internet sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, en fonksiyonel ve mükemmel haline 22 yaşında ulaşan insan beyni, 27 yaşından itibaren &#8221;düşüşe geçmeye&#8221; başlıyor. Araştırma, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-827" title="beyin" src="http://www.sagliklibiryasam.com/wp-content/uploads/2009/06/beyin-150x150.jpg" alt="beyin 150x150 Beyni geliştirecek öneri" width="117" height="117" /> Henüz 30 yaşındasınız ve 5 dakika önce elinizde olan anahtarı nereye koyduğunuzu hatırlamıyor musunuz?</p>
<p>Kendinizi genç hissedebilirsiniz, ama beyniniz çoktan yaşlanmaya başladı bile.<span id="more-826"></span></p>
<p>ABD&#8217;de Virginia Üniversitesi tarafından yapılan ve sağlıkla ilgili bir internet sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, en fonksiyonel ve mükemmel haline 22 yaşında ulaşan insan beyni, 27 yaşından itibaren &#8221;düşüşe geçmeye&#8221; başlıyor.</p>
<p>Araştırma, yaşları 18 ile 60 arasında değişen iyi eğitimli 2 bin kadın ve erkeğin, 7 yıl boyunca katıldıkları testlerin sonuçlarından oluşuyor.</p>
<p>Araştırma raporunda, katıldıkları testlerde 2 bin denekten her yıl görsel bulmacalar çözmeleri, anlatılan öykülere ilişkin bazı detaylar vermeleri, çeşitli kelime oyunları oynamaları, bazı rakam ve sembolleri hatırlamaları istendiği ve deneklerin herhangi bir <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/saglik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sağlık">sağlık</a> sorunu yaşamadıklarına özellikle dikkat edildiği kaydediliyor.</p>
<p>Sonuçlar değerlendirildiğinde, 12 testten en az 9&#8242;unda en başarılı performansların 22 yaşında elde edildiği belirtilirken, görsel olarak neden sonuç ilişkisi kurma, bulmaca çözümü ve hızlı algılama alanlarında 27 yaşından itibaren belirgin gerileme olduğu gözleniyor.</p>
<p>ABD&#8217;de &#8221;Nörobiyoloji&#8221; dergisinin son sayısında, &#8221;Yaşlanmanın Nörobiyolojisi&#8221; başlığıyla yayımlanan araştırmaya göre, sağlıklı bir birey, 37 yaşına kadar hafızasını büyük ölçüde muhafaza ederken, kelime hazinesi ya da genel kültür gibi alanlarda hafızanın ortalama 60 yaşına kadar korunabiliyor.</p>
<p>Araştırma ekibinin başında bulunan Prof. Timothy Salthouse, &#8221;sağlıklı ve eğitimli bazı yetişkinlerde idrake yörelik kayıpların 20&#8242;li, 30&#8242;lu yaşlarda başladığını&#8221; belirterek, &#8221;sağlıklı beyinlerdeki kayıpları anlamanın, Alzheimer gibi ciddi hastalıklarda neyin yanlış gittiğini çözmeye yardımcı olacağını&#8221; kaydetti.</p>
<p>-&#8221;AKTİF OLMAK BEYNİ KORUYOR&#8221;-</p>
<p>AA muhabirine bilgi veren Nöroloji Uzmanı Dr. Behiye Mungan, hafızayı korumayı sağlayacak çok belirgin bir formül olmamakla birlikte, kişinin olabildiğince uzun süre aktif kalmasının <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">beyin</a> fonksiyonları açısından da yararlı olduğunu belirtti.</p>
<p>İnsan beyninin aktif kalmasında çevreden aldığı sinyallerin etkili olduğuna işaret eden Dr. Mungan, belli bir yaş grubu üzerindeki kişilerin ya da Alzheimer hastalığının ilk evresinde olanların, &#8221;uzun süre işe yarar kalmalarının&#8221; bazı fonksiyonların kaybını geciktirdiğini söyledi.</p>
<p>Dr. Mungan, <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/fazla" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fazla">fazla</a> televizyon izlemenin beyin üzerinde olumsuz etki yapıp yapmadığına yönelik bir soruya ise şu yanıtı verdi:</p>
<p>&#8221;Bu, çok göreceli bir durum. Ben bazı kişilere, özellikle kadınlara televizyon dizilerini, oradaki olayların akışını izlemelerini öneriyorum. Televizyon izlemek bazı insanlar için gerileme olabileceği gibi, bazı insanlar için de bulundukları yerden <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> ileri bir noktayı temsil eder. Köylerde konuşmayan, fiziksel aktivite dışında hiç bir şey yapmayan kadınlar var. Bir dizideki olay örgüsü, bu kişiler için bir algısal uyarıcı niteliği taşır.&#8221;</p>
<p>Dr. Mungan, küçük egzersizler, bulmacalarla beyni her zaman canlı tutmaya çalışmak gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Samanyoluhaber</p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/beyni-gelistirecek-oneri">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/beyni-gelistirecek-oneri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun kontrolsüz bilgisayar kullanımını önleyin</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/cocugunuzun-kontrolsuz-bilgisayar-kullanimini-onleyin</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/cocugunuzun-kontrolsuz-bilgisayar-kullanimini-onleyin#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 21:44:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sagliklibiryasam.com/?p=818</guid>
		<description><![CDATA[Bursa Zübeyde hanım Doğumevi Çocuk Gelişimi ve Eğitimcisi Çiğdem Özmen, çocukların teknolojiye karşı ilgili hale gelmesini sağlamak, bilgi toplama becerilerini geliştirmek, okuma, yazma gibi becerilerini ortaya çıkarmak gibi bir çok faydası bulunan bilgisayarın kontrollü kullanılmaması halinde ciddi sorunlara da neden olabileceği uyarısında bulundu. Uzun süreli bilgisayar kullanmanın çocuklarda fiziksel problemlere yol açabileceğine dikkat çeken Özmen, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Zübeyde hanım Doğumevi Çocuk Gelişimi ve Eğitimcisi Çiğdem Özmen, çocukların teknolojiye karşı ilgili hale gelmesini sağlamak, bilgi toplama becerilerini geliştirmek, okuma, yazma gibi becerilerini ortaya çıkarmak gibi bir çok faydası bulunan bilgisayarın kontrollü kullanılmaması halinde ciddi sorunlara da neden olabileceği uyarısında bulundu.<span id="more-818"></span></p>
<p>Uzun süreli bilgisayar kullanmanın çocuklarda fiziksel problemlere yol açabileceğine dikkat çeken Özmen, bilgisayarın zararlarını şöyle sıraladı: &#8220;Bu problemlerin başında; göz rahatsızlıkları, radyasyonun olumsuz etkileri, duruşta ve iskelet yapısında bozukluklar gelmektedir. Yaşına uygun olmayan yazılım programlarını kullanan çocuklarda, şiddet kullanma, kaba bir dil kullanma, izlediği hızlı grafik ve animasyonlardan dolayı aşırı hareketlilik gibi etkiler görülebilir. Çocukların internette şiddet içeren savaş cd&#8217;lerini izlemeleri ve oyunlarını oynamaları, uygun olmayan sitelere girerek saatlerce bilgisayar başında vakit geçirmeleri, onların bir süre sonra toplumdan uzak, iletişim kurmayan, içine kapanık, sanal dünyasında mutlu olan bireyler haline gelmelerine neden olur. Başarısız olma halinde bunalıma giren ve seyrettiği film oyunlarındaki şiddet içeren sahnelere tanık olan çocuklar gördüklerini normal hayatlarında da uygulamaya çalışabilirler.&#8221;</p>
<p>Özmen anne-babalara da şu önerilerde bulundu: &#8220;Çocuğunuzun <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/kontrolsuz" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrolsüz">kontrolsüz</a> bilgisayar kullanımını önlemek için ona zaman ayırın, ilgi gösterin. Bilgisayarın eğitimde kullanılan tek araç olmadığını bilin. Çocuğunuzun eğitimi ve yeteneklerinin gelişiminde sanat, kültür, okuma, dil bilgisi, spor, müzik, satranç ve doğayla ilişki kurmasının <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> etkili olacağını unutmayın. Çocuğunuzun bilgisayar ekranına tam karşıdan bakmasına engel olun. Ekrana mutlaka koruyucu filtre taktırın. Çocuklarda sigara ve alkolde <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/nasil" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nasıl">nasıl</a> önlem alıyorsak, bilgisayar bağımlılığı konusunda da tedbir almalı ve sınırlamalar getirmeliyiz. Radyasyona direk maruz kalmaması için bilgisayarın arkasında oturulmasını engelleyin. Bilgisayarın oturma odasında olması ve kısa süreli kullanımı en uygun olanıdır. Çocuk tam kendisini bilgisayara kaptırmış oynarken &#8220;Hadi ders çalış&#8221; denilince çocuk derse düşman olur. Bunun yerine vaktin doluyor şeklinde bir uyarıda bulunabilirsiniz. Eğitim amaçlı oyunlar olmasına özen göstermeliyiz. 13 yaşının altındaki çocuklar için kendisine ait e-mail adresi alınması önerilmemektedir. Ancak ailenin e-posta adresini kullanabilirler.&#8221;</p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/cocugunuzun-kontrolsuz-bilgisayar-kullanimini-onleyin">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/cocugunuzun-kontrolsuz-bilgisayar-kullanimini-onleyin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan sağlığını tehdit eden elektromanyetik düşmanlar</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/insan-sagligini-tehdit-eden-elektromanyetik-dusmanlar</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/insan-sagligini-tehdit-eden-elektromanyetik-dusmanlar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 21:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi lenfoma ile ilgili dernekler]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIKLI DÜŞMANLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sagliklibiryasam.com/?p=816</guid>
		<description><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, modern hayatın içerisinde yer alan bir çok unsurun kansere yol açtığını söyledi. Özcan, &#8220;Elektromanyetik kirlilik korkunç boyutlarda. Kapıdan geçilen ultraviyoleler, kızıl ötesi ışınlar, yaka tanıma, göz tanıma, ortam tanıma, ortam dinlemeyi bozan cihazlar, cep telefonları, cep telefonlarına uygulanan dinleme yöntemleri, uydu alıcıları bunların hepsi kesinlikle modern hayatın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, modern hayatın içerisinde yer alan bir çok unsurun kansere yol açtığını söyledi. Özcan, &#8220;Elektromanyetik kirlilik korkunç boyutlarda. <span id="more-816"></span>Kapıdan geçilen ultraviyoleler, kızıl ötesi ışınlar, yaka tanıma, göz tanıma, ortam tanıma, ortam dinlemeyi bozan cihazlar, cep telefonları, cep telefonlarına uygulanan dinleme yöntemleri, uydu alıcıları bunların hepsi kesinlikle modern hayatın yarattığı yeni düşmanlar ve bunları kullanıyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>2. Uluslararası Lösemi-Lenfoma-Miyelom Kongresi bugün başladı. Türk Hematoloji Derneği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve 42 ülkeden çok sayıda akademisyenin katıldığı kongrede kök hücre nakli, lösemi, lenfoma ve miyelom konularında 54 konuşmacı tarafından sunumlar yapılacak. Kongre dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında kongrenin amacına, hastalıklara, gelişmelere ve modern çağın getirdiği sorunlara değinildi.</p>
<p>Kongre öncesi düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, kongrenin amacına işaret etti. Türkiye&#8217;nin hematoloji alanında yaşadığı büyük sıkıntılara karşın yurt dışından hasta kabul eden ve hasta tedavi eden bir konumda bulunduğunu belirten Özcan, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Özcan, kongrenin amacının pek çok açıdan büyük bir güç olan Türkiye&#8217;yi hematoloji gibi güçlü olunan bir alanda uluslararası platformda etkinliğini üst düzeye çıkarmak ve bir çekim merkezi haline getirmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Kan kanseri denilince sadece löseminin akla geldiğini, ancak değişik türlerinin de bulunduğunu ifade eden Özcan, yaşlı nüfusun artmasıyla lösemi, lenfoma ve miyelomun korkunç bir hızla arttığına, kan kanseri ve lenf bezi kanserlerinin çoğaldığına dikkat çekti. Özcan modern hayatın da yeni düşmanlar ortaya koyduğunu söyleyerek &#8220;Modern hayatın bizzat kendisi, elektromanyetik kirlilik korkunç boyutlarda. Kapıdan geçilen ultraviyoleler, kızıl ötesi ışınlar, yaka tanıma, göz tanıma, ortam tanıma, ortam dinlemeyi bozan cihazlar, cep telefonları, cep telefonlarına uygulanan dinleme yöntemleri, uydu alıcıları bunların hepsi kesinlikle modern hayatın yarattığı yeni düşmanlar ve bunları kullanıyoruz. Elektromanyetik tehdit belki de nükleer tehdit kadar önemli bir noktada.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>-HEMOTOLOGLARIN NESLİNİN TÜKENMESİNDEN KORKUN-</p>
<p>Prof. Özcan konuşmasında hematolog sıkıntısına da değinerek, &#8220;Türkiye&#8217;de kök hücre nakli yaparken büyük engellerle karşı karşıyayız. Türkiye&#8217;de hematoloji uzmanı sayısının yetersizliği giderek büyüyen bir sorundur. Nüfusu 75 milyona ulaşan ülkemizde sadece 250 hematoloji uzmanı var. Hekim sayısının arttırılması, bunun arkasından da kök hücre nakli yapan merkezlerin sayılarının ve güçlerinin acilen arttırılması gerekmektedir. Türkiye&#8217;deki en büyük eksiğimiz bu. Yoksa modern tedavi modern ülkeler de neyse ülkemizde de aynısı. Ama önümüzde çok ciddi bürokratik engeller vardır. Biz ülkemizin gerçeklerini göz ardı etmeden bunlara çözüm bulunacağını biliyoruz. Bizim hasta bakmaktan başka araştırma ve bilimadamlığı yapmamız gerekiyor. Dernek olarak şunu söylüyoruz, lösemi, lenfoma ve miyelomdan korkmayın. Hematologların neslinin tükenmesinden korkun.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Doç Dr. Mutlu Arat ise, tedavi başarısında büyük bir artış olduğunu söyledi. Arat şöyle konuştu: &#8220;Lenfoma, lösemi ve miyelom tedavi başarısında büyük bir artış vardır. Bunu arttıran birçok neden vardır. Tedavide yeni gelen ajanlar, bizim hastalığı <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> iyi tanımamız, erken tanı, yakın takip edilme gibi. Lenfoma konsültasyon zinciri ulusal projesi ile tanı konusunda yaşanan sorunların aşılması hedeflenmiştir. &#8216;Dikkat Lenfoma!&#8217; kampanyası ile THD bu hastalıkta toplum bilinç düzeyini arttırmayı hedeflemiş ve bunda belli ölçülerde başarılı olmuştur. Aynı projenin uzanımında olarak sosyal sorumluluklarının bilincinde olarak yurdumuzun farklı coğrafi bölgelerinde lenfoma sınıfları açılmıştır. Avrupa Hematoloji Birliği (EHA) ile birlikte ortak eğitim programlarını 2009 ve 2010&#8242;da tip II ve III tutarlı olarak devam ettirmektedir. Lenfoma, hematolojinin temel ilgi alanlarından biri olup uzmanlık öncesi ve sonrası hekimlerin sürekli eğitimi, hastaların bilinçlendirilmesi ve toplumun bu hastalık konusunda bilgilendirilmesi açısından THD olarak sorumluklarımızın bilincindeyiz.&#8221;</p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/insan-sagligini-tehdit-eden-elektromanyetik-dusmanlar">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/insan-sagligini-tehdit-eden-elektromanyetik-dusmanlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahverengi kabuklu yumurta mı daha sağlık, yoksa beyaz mı?</title>
		<link>http://www.sagliklibiryasam.com/kahverengi-kabuklu-yumurta-mi-daha-saglik-yoksa-beyaz-mi</link>
		<comments>http://www.sagliklibiryasam.com/kahverengi-kabuklu-yumurta-mi-daha-saglik-yoksa-beyaz-mi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 21:42:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sagliklibiryasam.com/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[Pazarda yumurta seçerken annelerimizden görürdük. Kimisi beyaz kabuklu yumurtaları tercih ederdi, kimisi kahverengi. Kimisi daha sağlıklı olduğunu söyleyerek kahverengi yumurta alır, kimisi de aynı gerekçeyle beyaz kabuklu. Hiç düşündünüz mü bu yumurtaların kabukları neden farklı renklerde, kahverengi ve beyaz olması neyi ifade eder? Bu farklı renkli yumurtaların hangisi daha sağlıklı? İşte bu sorunun cevabı: BBC [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pazarda yumurta seçerken annelerimizden görürdük. Kimisi beyaz kabuklu yumurtaları tercih ederdi, kimisi kahverengi.</p>
<p>Kimisi <a href="http://www.sagliklibiryasam.com/tag/daha" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> sağlıklı olduğunu söyleyerek kahverengi yumurta alır, kimisi de aynı gerekçeyle beyaz kabuklu.<span id="more-814"></span></p>
<p>Hiç düşündünüz mü bu yumurtaların kabukları neden farklı renklerde, kahverengi ve beyaz olması neyi ifade eder? Bu farklı renkli yumurtaların hangisi daha sağlıklı?</p>
<p>İşte bu sorunun cevabı:</p>
<p>BBC Focus Dergisi&#8217;ndeki habere göre, yumurta kabuğu öncelikle doğalında beyaz olan kalsiyum karbonattan oluşuyor. Bazı kuşlar, yumurtalarını kamufle etmek ya da diğer kuşların yumurtalarından ayırt etmek için kendi yumurtalarının dışını bir pigment (boya) ile kaplar.</p>
<p>Tavuk yumurtasını saran kahverengi renk, protoporfirin isimli boyadan geliyor. Bir tavuğun kahverengi ya da beyaz yumurta yumurtlaması, beslenmesine bağlıdır.</p>
<p>Yanlış olan yaygın bir kanı var: kahverengi yumurta daha sağlıklıdır ve bu nedenle birçok ticari yumurta üreticileri kahverengi yumurta yumurtlamaları için tavukları renkli yemlerle besliyor. (Kaynak: populergazete.com)</p>
<div name="googleone_share_1" style="position:relative;z-index:5;float: right; margin-left: 10px;"><g:plusone size="standard" count="1" href="http://www.sagliklibiryasam.com/kahverengi-kabuklu-yumurta-mi-daha-saglik-yoksa-beyaz-mi">{lang: 'tr'}</g:plusone></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklibiryasam.com/kahverengi-kabuklu-yumurta-mi-daha-saglik-yoksa-beyaz-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

