Kategoriler
- Ağız ve Diş Sağlığı
- Alternatif Tedavi
- Anne Çocuk
- Astroloji
- Bağımlılıklar
- Bebek ve Çocuk
- Beslenme
- Bulaşıcı Hastalıklar
- Cilt Hastalıkları
- Cilt Sağlığı
- Cilt Sorunları
- Cinsel Sağlık
- Cinsel Yaşam
- Çocuk Sağlığı
- Dahiliye
- Diş Sağlığı
- Diyetler
- Düsük
- Egzersiz
- Erkek İsimleri
- Erkek Sağlığı
- Estetik
- Evlilik
- Fizik Tedavi
- Galeri
- Gebelik
- Gebelik ve Cinsellik
- Genel
- Genel Bilgiler
- Genel ve Estetik Cerrahi
- Göğüs Hastalıkları
- Göz Hastalıkları
- Güzellik
- Hafta Hafta Gebelik (Hamilelik)
- Hamilelik-Gebelik
- Hastalıklar
- İlk Yardım
- Kadın
- Kadın Sağlığı
- Kanser
- Kategorilenmemiş
- Kulak Burun Boğaz
- Ortopedi
- Psikolojik Sağlık
- Ruh Sağlığı
- Sağlık
- Saglık Haberleri
- Sağlık Konuları
- Saglık Makaleleri
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yemekler
- Şeker Hastalığı
- Şifalı Bitkiler
- Sigaranın Zararları
- Tedaviler
- Tüp Bebek
- Üroloji
- Uyku Bozuklukları
- Vitaminler
- Yemek Tarifleri
Bağlantılar
- Epilasyon
- Evlilik Rehberi
- Kampanyalar
- Sağlık Destek Forumu
- Şekerpare tatlı tarifleri
- Tavsiye Forumu
- Yemek Tarifleri
Listeler
Ölümsüzlüğün sırrı bulundu mu?
11/01/11
40 yıllık çalışmanın sonuna az kaldı
Dünya ölümsüzlüğün sırrını arıyor. Rusya’dan ABD’ye bilim adamları, uzun yaşamın hatta ölümsüzlüğün sırrını keşfetmeye çalışıyor. Fransız Le Figaro gazetesi bu çabaları derledi. İşte ayrıntılar…
Mucize hap için son 2 yıl
Rusya’da bulunan Moskova Devlet Üniversitesi’nden Vladimir Skulachev, Rusya Cumhurbaşkanı Dmitri Medvedev tarafından da destekelenen 40 yıllık çalışmalarının sonucunda ölümsüzlük hapına çok yaklaştığını açıkladı. Hapın, oksijenin vücuttaki hücrelere zararlı etkisini durdurarak, hücrelerin ölmesini engellediğini söyleyen Skulachev, çalışmalarında son iki seneye girdiğini iddia etti.
Ölüm tedavi edilecek
Milliyet’teki habere göre, İngiltere’de bulunan Cambridge Üniversitesi genetik uzmanı Dr. Aubrey de Grey, yaşlılığın bedendeki fiziksel değişim demek olduğunu, vücuttaki her türlü hastalık ve hasarın hemen tedavi edilmesi sayesinde, ölümün ortadan kalkacağını savunuyor. Grey, bunu sağlamak için kök hücre teknolojisinin geliştirilmesinin yeterli olduğunu söylüyor.
Sır çocuklarda gizli
Fransa’da yaşayan ‘Kas Hastalıklarına Karşı Savaşma Derneği’nin başkanı Dr. Serge Braun, küçük çocuklarda nadiren görülen erken yaşlanma hastalığı üzerinde yürüttükleri çalışmaların, ölümsüzlüğün anahtarını bulmalarını sağlayabileceğini belirtti. Çocukların hücrelerinin erken yaşlanmasına neden olan proteini tanımlamaya çalıştıklarını söyleyen Braun, proteinin tanımlanması durumunda, yaşlanmanın da durdurulması konusunda büyük bir adım atılabileceğini dile getirdi.
Yaşlılık yavaşlayacak…
ABD’de bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün biyoteknoloji laboratuvarlarında yürütülen hummalı çalışmalarda ölümsüzlüğün sırrı genlerde aranıyor. Araştırmaların başında bulunan Leonard Guarente, mantar hücrelerinde metabolizmayı yavaşlatarak, yaşlılığın da yavaşlamasını sağlayan bir gen buldu. SIR2 adlı bu genin, insan vücudunda da bulunduğunu tespit eden Guarente, şimdi bu sihirli genin insanlarda ömrü uzatmak için kullanılıp kullanılamayacağını araştırıyor.
Uzun yaşam istiyorsan sigaradan uzak dur
İnsanların ölümsüz olabileceğine inanan “Ölümsüzlük” kitabının yazarı biyofizikçi ve doktor Roland Moreau, sigara kullanımının sonlanması, yiyeceklerin doğallaşması, şeker tüketiminin azalması ve düzenli egzersiz yapılması sayesinde insan ömrünün uzayacağını söylüyor.
Ömür 550 uzayabilir
Ölümün hastalık olduğuna inanan bir diğer bilim insanı da Amerikalı Raymond Kurzweil. Kurzweil, meyve sineklerinin genetiğiyle oynayarak yaşam sürelerini yüzde 550 uzattıklarını, şimdi aynı yöntemi insanlara uygulamaya çalıştıklarını söylüyor. Kurzweil kendi de ölümsüzlüğe ulaşmak için organik besleniyor, düzenli egzersiz yapıyor ve günde 250 kadar vitamin ve yardımcı ilaç alıyor.
İnsanoğlu hangi yıllarda, kaç sene yaşadı?
1750’lerde: 25 yıl
1800’lerde: 35 yıl
1950’lerde: 65-70 yıl
2000’lerde: 80 yıl
2020’lerde: Hedef 100 yıl
Dev adıma Nobel ödülü
ABD’li bilim insanları Elizabeth Blackburn, Carol Greider ve Jack Szostak da, genlerde kanser ve yaşlanmaya neden olan mekanizma üzerine yürüttükleri araştırmalar sonucunda 2009 yılında Nobel Tıp Ödülü’ne ulaştı. Bu bilim insanları, kromozomların hücre bölünmeleri sırasında nasıl mükemmel kopyalandıkları ve parçalanmaya karşı nasıl korundukları konusundaki biyolojideki temel sorunu çözdü. Bu keşif hücreyi daha iyi anlamayı, hastalık mekanizmasını çözmeyi sağlayacak konulara ışık tutarak, hem tedavilerin geliştirilmesi hem de ömrün uzatılması konusunda büyük bir yol alınmasını sağladı.
BEYİN
2020: Beynin kendini yenilemesi sağlanacak.
2040: Beyindeki hasarlı bölümler mikroelektronik protezlerle değiştirilecek.
2100: Yaşlanma ortadan kalkacak.
HAYATİ ORGANLAR
2020: Biyoteknik organlar ve kök hücre yöntemi kullanılarak, karaciğer, kas gibi vücudun kısımları üretilecek.
2040: Başka organizmalardan alınan hücreler kullanılarak laboratuvarda organ üretilecek ve vücuda takılacak.
2100: Daha uzun süre canlı kalabilen ve daha dayanıklı hayati organlar üretilecek.
KAN
2011: Kandaki değerlerin düzenlenebileceği bir tedavi üretilme aşamasında.
2020: İnsan kanını temizlemek için nanokapsüller üretilecek.
2030: Kandaki globüllerde yapılacak değişikliklerle yaşlanma geciktirilecek. Vücut yeni damarlar üretebilecek.
HÜCRE
2011: Hücrelerdeki oksitlenme dokunun yaşlanmasına neden oluyor.
2040: Hücrelerin oksitlenmesi yavaşlatılacak.
GÖZ
2011: Katarakt gibi göz hastalıkları yaşlanmanın en belirgin etkilerinden.
2020: Göz implantları bu gibi hastalıkları ortadan kaldıracak.
2100: İnsan daha iyi, daha uzağı ve karanlıkta görebilecek.
KEMİK VE EKLEMLER
2011: Yaşlandıkça kemikler zayıflayıp güçsüzleşiyor.
2015: Kemiklerin oluşumunu engelleyen enzimler durdurulacak.
2030: Genetik sebepler silinerek kronik eklem yangısının etkileri azaltılacak.
2050: Sentetik hücreler kullanılarak daha sağlam bir kemik yapısı oluşturulacak.
KLON
İnsanın kendi kök hücrelerinden üretilecek bir klona, beyninde sahip olduğu içerikler de yüklenecek. Böylece canlı tek bir vücuda bağlı olmadan yaşayabilecek.
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/590074-olumsuzlugun-sirri-bulundu-mu
Tüm kadınlar bu sendromla boğuşuyor
28/12/10
Üstelik kesin bir tedavisi de yok!
Yapılan araştırmalara göre kadınların yüzde 75’i adet döneminde, bu döneme özgü değişiklikler yaşıyor, iş ve sosyal yaşamları da bu değişikliklerden etkileniyor.
Adet sendromunun doğurganlık dönemindeki kadınların yüzde 95’inde hafif görüldüğünü belirten Psikiyatri Uzmanı Aylin Aksoy Çoban, yüzde 5’inde ise hiçbir yakınma olmadığını söylüyor.
Adet sendromunun daha çok 30’lu yaşlarındaki kadınlarda tedaviyi gerektirdiğini ifade eden Aylin Aksoy Çoban, “Özellikle 30-45 yaş arası kadınlar daha sık yakınıyor. Belirtiler menopoz ile düzeliyor. Her döngüde belirtiler mutlaka ortaya çıkmasa bile, döngülerin çoğunluğunda bulunuyor.
Hatta bazı aylar diğerlerinden daha kötü olabiliyor. Zaten kadınların çoğu durumlarının yaşla birlikte kötüleştiğini bildiriyor” diyor. Kadınlar doğurganlığa adım atmaya başladıkları andan itibaren, bir ay gibi kısa bir süre içinde ciddi fizyolojik ve fiziksel değişimler yaşıyor.
İlk adet görme anından itibaren menopoza kadar geçen ortalama sürenin 30 yıl gibi olduğunu varsayarsak, her ay yaşanan bu değişimin ne denli ciddi olduğunu daha iyi anlamamız mümkün olabilir. Kadınların bu aylık periyodlar içinde yaşadığı duygusal, davranışsal ve bedensel belirtiler tıpta “Premenstrüel Sendrom” (PMS) olarak adlandırılıyor.
İNTİHAR VE SUÇ İŞLEME GİRİŞİMİ
Suç işleme ve intihar girişimleri artabiliyor PMS kadın olmanın ne denli zor bir iş olduğunu özetleyen bir durumdur aslında. Normal zamanda sorun olmayacak şeylerin büyütülmesi nedeniyle kişiler arası ilişkilerin bozulduğu bu dönemde, aile, sosyal ve iş yaşamı derinden etkileniyor.
ADET SENDROMU BELİRTİLERİ
Depresif ruh hali
Çevreye ilginin azalması
Ruh halinde dalgalanmalar
Sinirlilik
Gerginlik
Yorgunluk
Aşırı uyuma ya da tam tersi uykusuzluk
Dikkat dağınıklığı
Memelerin büyümesi ve ileri derecede hassas hale gelmesi
Vücutta ödem oluşması
Kadınlar sanki tüm vücudu şişmiş, patlayacakmış gibi hissediyor
Bu dönemde 2-3 kilo alınabiliyor.
Baş ağrısı, bulantı, kusma, kabızlık, ishal görülebiliyor.
Kadınların canı bu dönemde ya tatlı ya da tuzlu istiyor Kadınlar adet döneminde iştah değişiklikleri yaşıyor. Adeta hamile gibi aşeriyor. Bazı kadınlar tatlı şeyleri yemek isterken, bazıları tuzlu yiyecekleri tüketmek istiyor.
Çikolata, peynir, bazen tuzlu olduğu için salça, baharatlı yiyecekler, limon gibi besinler daha fazla yeniliyor. Sürekli bir şeyler yeme isteği, tıkınırcasına yemek yeme gibi yeme tutumunda değişiklikler gözleniyor. Bazı kadınlarda ise iştahsızlık olabiliyor.
ADET SENDROMU OLANLARA ÖNERİLER
B vitamini takviyesi kullanmak faydalı olabiliyor.
Tuzdan mümkün olduğunca uzak durmak gerekiyor.
Diyette karbonhidrata ağırlık verilmesi öneriliyor.
Peynir, zeytin ve diğer besinlerin mümkün olduğunca tuzsuz tüketilmesi önem taşıyor.
Kalsiyumdan zengin besinlere ağırlık verilmesi gerekiyor.
Özellikle bu dönemde kişinin fiziksel egzersizini arttırması öneriliyor.
Ancak egzersiz dendiğinde ağır spor programları akla gelmemeli.
Asansör kullanmak yerine merdivenleri tercih etmek, yürüme mesafelerini artırmak gibi basit önlemler bile çok faydalı olabiliyor.
Psikolojik belirtilerin ön planda olduğu durumlarda bir psikiyatri uzmanıyla görüşmek faydalı olabiliyor.
Antidepresan, anksiyolitik kullanımı önerilebilir ancak ilaç tedavisine karar verirken kişinin durumu, yaşadığı belirtiler, yaşamının nasıl etkilendiği gibi kişiye özel durumlar göz önünde bulundurularak tedavi kişiye özel bir şekilde düzenleniyor.
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/585103-tum-kadinlar-bu-sendromla-bogusuyor
Kök hücre HIV’i yendi
26/12/10
Kök hücre tedavisiyle ilk kez bir hasta HIV virüsünden kurtuldu
Almanya’nın başkenti Berlin’de 1995 yılında HIV virüsü kapan Timothy Ray Brown adlı ABD’li, 2006 yılında kan kanserine yakalandı.
44 yaşındaki kanser hastası Brown’a kök hücre tedavisi uygulandı ve tedavi sonucunda Brown’da AIDS’e yol açan HIV virüsünün kalmadığı tespit edildi.
Bilim Adamları, kan kanseri olduğunu öğrendiğinde, Brown’ın “bunun ikinci büyük şanssızlık olduğunu ve artık kurtulma ümidinin kalmadığını düşündüğünü” belirttiler.
Kan kanserine karşı yapılan kök hücre terapisi sayesinde HIV’den kurtulan Brown’ın kanseri de yendiği açıklandı.
Kök hücre tedavisi sırasında, hastaya kök hücre transferi yapılıyor.
HIV’siz kök hücre nakledilen Brown’ın nakilden sonra yapılan tetkiklerinde, kanında HIV’e rastlanmadı.
GAZETE HABERTÜRK
Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/580190-kok-hucre-hivi-yendi
Unutkanlığa son!
26/12/10
Her şeyi unutanlardan mısınız? Not aldığınız ajandanızı nereye koyduğunuzu bile unutuyor musunuz?
Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, okuyucularımıza unutkanlık hakkında bilgi veriyor.
İlk önce söyleyebileceğim, eğer unutkanlığınız hakkında endişeleniyorsanız, bir doktora başvurun. Ayrıca belleğinizi canlı tutacak, unutmayı engelleyecek birçok şey de yapılabilirsiniz.
Bir hobiniz olsun, zamanınızı arkadaşlarınızla geçirin. İyi ve sağlıklı beslenin. Egzersiz yapın. Bu aktiviteler gerçekten sizi daha zinde tutacak ve sağlam beyninizin ışıl ışıl yardımcı olacaktır.
Belleğinizi güçlendirmeniz için…
- Yeni beceriler öğrenin.
- Sosyal topluluklarda ve okullarda gönüllü olarak çalışın.
- Mümkün olduğu kadar vaktinizi arkadaşlarınızla ve ailelerinizle geçirin.
- Ajanda kullanın, liste yapmak ve not tutmak gibi belleğe yardımcı yöntemler kullanın.
- Cüzdanınızı, anahtarlarınızı ve gözlüklerinizi her gün hep aynı yere koyun.
- Dinlenmenize dikkat edin.
- Egsersiz yapın, iyi ve sağlıklı beslenin.
- Alkol almayın.
- Kendinizi depresyonda hissederseniz profesyonel bir yardım alın.
Kaynak: http://www.motherandbaby.com.tr/haberler/detay/12520/Unutkanliga-son
Siz de rüzgar kurbanı olmayın
26/12/10
Araştırmalar, baş ağrısı şikâyeti olanların oranının toplumda yüzde 90′lara ulaştığını gösteriyor.
Çalışmalarda, lodosun insanları bedensel ve ruhsal yönden etkilediği belirtiliyor. Özellikle de çocuklar, yaşlılar ve hassas bünyeli kişilerde baş ağrısına neden olduğu ifade ediliyor.
Hasta sayısı artıyor
Son günlerde artan lodos fırtası ile birlikte baş ağrısı yakınmasıyla başvuran hasta sayısında artış olduğuna dikkat çeken Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Bülent Kahyaoğlu, lodosun özellikle kış mevsiminde görüldüğünü belirterek “Sıcak ve basık bir hava durumudur. Özellikle migren tipi baş ağrısı öyküsü olan kişilerde belirgin tetiklidir. Ancak diğer tip baş ağrılarını da tetikler” dedi.
Çevreden etkileniyor
Bugün’den Münevver Çakırtaş’ın haberine göre migrenli bireylerde ‘allodi’ denilen diğer insanlarda belirgin etki yaratmayan çevre koşullarına aşırı duyarlı olduklarını aktaran Dr. Kahyaoğlu, “Havadaki nem, basınç değişiklikleri atakları uyarır ve tekrarlanmasını sağlar” ifadesini kullandı.
Ağrının çeşitleri var
Migren dışı baş ağrılarında bu özelliğin o kadar yoğun olmasa da bulunduğunu söyleyen Dr. Kahyaoğlu, “Baş ağrısı çeken kişilerde birden çok baş ağrısı tipi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle çok genel diğer tetikleyici-ler gibi (stres, açlık vb) lodosda bunları tetikler” şeklinde konuştu. Dr. Kahyaoğlu şöyle devam etti: “Bazı bireyler normalde baş ağrısı çekmeseler bile lodoslu havalarda basınç, dolgunluk şeklinde ağrı çekiyorlar. Şiddetli ve sersemletici bir rüzgar türü olan lodosun bu etkilerini bilmek, o dönemdeki ağrıları bu gözle değerlendirmek gerekir.”
Kaynak : http://www.internethaber.com/siz-de-ruzgar-kurbani-olmayin-314354h.htm
« Older Posts — Newer Posts »