Kategoriler
- Ağız ve Diş Sağlığı
- Alternatif Tedavi
- Anne Çocuk
- Astroloji
- Bağımlılıklar
- Bebek ve Çocuk
- Beslenme
- Bulaşıcı Hastalıklar
- Cilt Hastalıkları
- Cilt Sağlığı
- Cilt Sorunları
- Cinsel Sağlık
- Cinsel Yaşam
- Çocuk Sağlığı
- Dahiliye
- Diş Sağlığı
- Diyetler
- Düsük
- Egzersiz
- Erkek İsimleri
- Erkek Sağlığı
- Estetik
- Evlilik
- Fizik Tedavi
- Galeri
- Gebelik
- Gebelik ve Cinsellik
- Genel
- Genel Bilgiler
- Genel ve Estetik Cerrahi
- Göğüs Hastalıkları
- Göz Hastalıkları
- Güzellik
- Hafta Hafta Gebelik (Hamilelik)
- Hamilelik-Gebelik
- Hastalıklar
- İlk Yardım
- Kadın
- Kadın Sağlığı
- Kanser
- Kategorilenmemiş
- Kulak Burun Boğaz
- Ortopedi
- Psikolojik Sağlık
- Ruh Sağlığı
- Sağlık
- Saglık Haberleri
- Sağlık Konuları
- Saglık Makaleleri
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yemekler
- Şeker Hastalığı
- Şifalı Bitkiler
- Sigaranın Zararları
- Tedaviler
- Tüp Bebek
- Üroloji
- Uyku Bozuklukları
- Vitaminler
- Yemek Tarifleri
Bağlantılar
- Epilasyon
- Evlilik Rehberi
- Kampanyalar
- Sağlık Destek Forumu
- Şekerpare tatlı tarifleri
- Tavsiye Forumu
- Yemek Tarifleri
Listeler
TAİPEİ (CİHAN)- Güney Koreli araştırmacılar, mide kanserinin büyümesini engelleyici doğal bir protein keşfetti. (daha fazla…)
Kanserin genel olarak tedavisi
18/12/10
Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser tedavileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.
Kanserde üç ana tedavi türü vardır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açısından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türlerinde çok farklı tedaviler uygulanabilir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki normal dokulara hasar vermeden, kanser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt verebilir.
Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bozukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksiyonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.
Pek çok hastada tedavilerin birlikte kullanılması (kombinasyon tedavisi) tamamen iyileşme şansı verir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastaneye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmektedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildiğini bilmek ve anlamak ister.
TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedavinin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek daha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kansere görece erken evrelerde tanı konulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiyle sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.
Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş ölçüde yayılmış olduğu açıkça görülürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptanamayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz olsa da, sayısı giderek artan bir azınlıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak yayılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine karşı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.
Tamamen iyileştirmeyi hedefleyen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefleyen tedaviler ise “palyatif (hafifletici) olarak tanımlanabilir. Kanser tedavileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıklarında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygulanır ve bu nedenle hastalar tarafından çok daha iyi tolere edilirler.
Tamamen iyileşme hedeflendiğinde, ciddi yan etki riski göze alınabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hastalığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça ortaya konulmalıdır. Öte yandan bir tedavinin palyatif olması, kansere karşı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.
Kanserde tedavi seçenekleri değerlendirilirken ya da tedavi uygulanırken, belirtilerin de dikkate alınması önem taşır. Tedavi bazı belirtiler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulunabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan başka pek çok yöntem vardır. Genellikle oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastanede kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişilerdir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntemlerle giderilmesi gerekir.
Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı giderek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakımevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda palyatif tıpta ve bakımevi benzeri kurumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri evrede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakalarında da yararlı olabileceği unutulmamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belirtilerin nedeni ne olursa olsun, palyatif bakım olanağından yararlanabilmelidir.
Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken doktorunuz bunun sizin gereksinimlerinize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mikroskop altındaki görünümleri, boyutları, yaygınlık dereceleri ve davranışları arasında çok büyük farklılıklar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konunun dikkate alınması gerekir.
Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoşnutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uzman olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzmanlar sık sık bir araya gelip son araştırma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemektedir. Bunun sonucunda, belirli kanser tipleri için en iyi tedavi yaklaşımlarını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Tüm kanser tedavilerinde yan etkiler vardır. Küçük ameliyatların, düşük dozlu radyoterapilerin ve herhangi bir ciddi rahatsızlığa yol açmayan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve normal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta küçük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.
Size önerilen tedavi büyük ölçüde kanserinizin özelliklerine, konumuna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yaratacağı risk ve potansiyel yararların dikkatle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyileşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere katlanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavantajlarının dikkate alınması gerekecektir. Yaşınız ve genel sağlık durumunuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir hastanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.
Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedefleyen bir tedavi uygulamamaktır. Kimi zaman bu seçim var olan tedavilerin bazı kanserlerde etkili olmaması ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğundan tedavi uygulanmaz.
TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi sonuçlar alınmasının bir nedeni de farklı tedavi türlerinin dikkatli bir biçimde birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek olarak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kanseri tamamen temizlemeyi başaramaması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metastazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen ortadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuzda etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç tedavisi de yarar sağlar.
Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı verilmektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve bazen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin oldukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm memeyi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterince küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ameliyata uygun olmayan büyük bir rektum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.
Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde gerçekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameliyat ya da yoğun kemoterapi uygulanacaksa bu girişimleri uygulayabilecek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.
Modern radyoterapi için son derece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yapmaktadır; bu nedenle kanser merkezlerinin büyük kasaba ya da kentlerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve deneyime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlendiğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) güven vericidir.
Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan tedavilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.
Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aşağıdaki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.
•Onkologlar: Kanserde radyoterapi ya da ilaç tedavisi konusunda uzmanlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanlaşırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları konusunda uzman olan ve lösemi, olasılıkla da lenfoma ya da miyelom tedavisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: Özellikle daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altında tutulması konusunda uzmanlaşmış doktordur.
Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uzman birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için düzenli toplantılar yapmaları artık gündelik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üzere diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alınmalıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.
Genellikle kanserli hastaların tedavisini yukarıda tanımlanan uzmanlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavide rol alır.
Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktorlardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve tarama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygulayabilir.
Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulanmasını istedikleri radyoterapiyi verme konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eğitim görürler ve sıklıkla bazı destekleyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.
Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyoterapist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri maddi olanaksızlık durumunda neler yapabileceğiniz ve nereye başvurabileceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.
Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınızda gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hastalarına istedikleri kadar zaman ayıramıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.
Uzmanınız genellikle o anki belirtiler, genel sağlık durumunuz, geçmişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız konusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sosyal kaygılarınızı da dile getirmelisiniz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bilgilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.
Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bulunmadan önce duygularınızı öğrenmek isteyecektir. İlk ya da başlangıçtaki görüşmeler büyük önem taşır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soruyu sormalı ve tüm kaygılarınızı açıklamalısınız. Sormak istediğiniz soruları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunuzun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek istedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasında farklılıklar vardır. Bir hasta herhangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkileri size açıklamaktan mutluluk duyacaktır.
Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi tercih ederken, bazıları daha baştan ayrıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bilmek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça ortaya koymadığınız sürece bunu yapamazlar.
Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınızda tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurmanız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getirmeniz iyi olur. Bazı hastalar kısa notlar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu doğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.
Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, durumu tanımlamakta sıkça kullanılan bazı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sırasında ya da sonrasında kanserin küçülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genellikle kanserde belirgin küçülme olması gerekir. Vücutta hiç kanser belirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durumlarda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kanserler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.
Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeniden ortaya çıkmasını tanımlayan terimlerdir. Yineleme ilk tümör bölgesinde olmuşsa “yerel” (lokal), metastazlara bağlı ise “uzak” olarak tanımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü düşünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yaklaşım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hastanın özgül koşullarına bağlıdır.
İkinci görüş
Her zaman başka bir uzmandan ikinci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgilenen uzmanlar, hastanın ikinci bir görüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın kendisi ikinci bir görüş alınmasını önerebilir.
Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sürede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzmanlığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği birisinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı olması, ikincinin daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden önce genellikle hastadan bir onay belgesi imzalaması istenir. Bu onay, size tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da yazılı olarak verilmesini de zorunlu kılar. Onay belgelerinin bir amacı hastaların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hastaneyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabileceğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste verildiğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerinden çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorlarının yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.
Kanser tedavilerinin büyük bölümünde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok zarar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşkusuzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.
Kansere çözüm bulundu
18/12/10
Bu aşıyla ilaç tedavisi ihtiyacı ortadan kalkacak!
Deneme aşamasındaki yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.
Amerikan “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. Bu da, aşının bilahare kadınlarda kanser tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların aşağı yukarı dörtte birinde görülüyor.
Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.
Araştırmayı yürüten Mişigan Üniversitesi uzmanlarından Dr. Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını kaydetti. Wei, “bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiğini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da işe yaradı” ifadesini kullandı ve aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceğini vurguladı.
Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiş bağışıklık sistemi uyarıcısından oluşuyor. Bu “plazmid” kendini kopyalayarak çoğalma yeteneğine sahip bulunuyor.
Doktor Wei’ye göre, yan etkisi de olmayan aşı, bağışıklık sistemindeki T hücrelerine, kanser hücrelerine nasıl saldırması gerektiğini öğretiyor.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=97813&cat=220&dt=2008/09/16
Daha az kanser
18/12/10
Kanser endüstriyel ülkelerde ve özellikle Fransa’da ikinci ölüm nedenidir. Son 20 yılda bu durum % 60 oranında artmıştır. Sonuç olarak kanserden ölenlerin oranının Avrupa’da, bütün Avrupa ülkelerinde daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. (Avrupa 2000 araştırmaları verilerine göre). Bu bilhassa hastalığı daha korku verici bir hale sokmuştur, özellikle Avrupa’da erkeklerde kanser oranının en yüksek olduğu Fransa’da, Avrupalı toplumlarda kadınlarda dördüncü sırayı alır.
Bütün organlara yayılarak bir yılda 280 bin insana ulaşan kanser vakalarının 150 000′i ölümle sonuçlanmaktadır. Günümüzde iki milyon insan kanserle yaşamaktadır, ama kanser uzmanlarına göre bu aşırı sayı birdenbire belirmemiş, bilinçli olarak toplanmıştır. İçki ve sigara içmeye devam eder ve sanki bu hastalık yokmuş gibi yaşarız. Ciddi hiçbir önlem almadan bu rakamı çevremizdeki kirliliği düşürmeden kurallara rağmen, milyonlarca sigara içmeyen insan diğerleri gibi dumana maruz kalır.
Bütün kanserler düzensiz hücrelerin anormal şekilde çoğalmasına dayanır; her biri aniden farklılaşabilir ve özel faktörlerin birleşmesiyle bu durum sonuçlanabilir. Sigara özellikle solunum yolu kanserlerine yol açmasıyla bilinir, kırmızı et ya da lif eksikliği de bağırsak kanserini tetikler.
Bizim amacımız son derece eksiksiz bir liste sunmak değil, ama çok sık görülen bu dört kanser türü yaşamsal sağlık bilgilerimizde çok etkili bir yere sahiptir.
Akciğer kanseri
Sıranın başında yer alır, bu hastalık toplumsal sağlık açısından çok büyük bir problemdir. Bu hastalık erkeklerde ölümün ilk, kadınlarda ise üçüncü sebebi olan bir yere sahiptir. Son 50 yılda görülürlügü % 20 artmıştır, çünkü kadınlar da ne yazık ki giderek daha çok sigara içmektedir. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bronş kanseri kadınlarda ölümün ilk nedeni olan göğüs kanserinin de önündedir… Akciğer kanserinin sıklığını azaltmak için yapılacak en basit şey sigara içmemek (ve tabii ki hemen bırakmak), ama solunum yolları kanseri oluşumunda başka faktörler de yer alır; örneğin meyve ve sebzelerden yoksun bir beslenme.
Bağırsak kanseri
Üzüntü verici bir şekilde ikinci sırayı alır ve Fransa’da her yıl yaklaşık 16 bin insanın ölümüne sebep olur. iki cinste ayrı ayrı düşünüldüğünde bu kanser erkeklerde prostat ve akciğer kanserinden sonra üçüncü sırayı alır, kadınlarda ise göğüs kanserinden sonra ikinci sırayı alır. Belirgin bir şekilde beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkar ve bugün Okinavva modeli olarak bilinen rejim yardımıyla önlenir. Lifler, folat ve karotenlerle (meyve ve sebzelerde) balıkta (daha az ette ve domuz eti ürünlerinde) yavaş pişirme metodları da korunmak için basit ve çok etkili iyi yöntemlerdir.
Göğüs kanseri
Üçüncü olarak birçok kurbanı olan göğüs kanseri her 11 kadından birinde görülür. Her yıl toplamda yaklaşık 42 bin insanın kansere yakalanışının ve bir yılda 11 bin ölümün nedenidir. Bazı besinler koruyucu olarak açıklanmakta ve bu besinler Okina-wa rejiminde de bulunmaktadır. Bsunlar tamamen günlük tüketilenler arasındadır; soya fasulyesi özellikle isoflavonlar sayesinde yararlıdır; hormonları kanserden korumada çok etkilidir, (göğüs, prostat) ve su yosunları ve nitelikçe zayıf olan et ve süt ürünleri de aynı etkiyi sağlamaktadır. Çok büyük rol oynayan diğer faktörlerden birisi de fiziksel egsersizdir. Birçokaraştırma gerçek bir etkinliğinin yapılmadığını ortaya koymaktadır. Bilim adamlarının verdikleri bir örneğe göre haftada 3-5 saat yürümek son derece yararlıdır. Bu gerçekten de aşırı değildir. Düne ortalama bir saat bile düşmemektedir. Egzersiz göğüs kanserinden korur ve diğer yandan yeterli iyileşmeyi hızlandırır. Yapılan diğer çalışmalar göstermektedir ki spor yumurtalık kanseri riskini de azaltı. Fiziksel etkinlik yalnızca kalbi korumaz, aynı zamanda kanser riskini de güçlü oranda azaltır; özellikle de kadınlarda…
Prostat kanseri
Her yıl 40 bin erkekten daha fazlası prostat kanserine yakalanıyor. Fransa’da erkeklerde akciğer kanserinden sonra, bağırsak kanserinden önce ikinci ölüm nedenidir. 70 yaş üzerinde yakalanılan kanserlerden meydana gelen ölümlerde ise ilk sebep-dir. Görülüyor ki beslenme bir kez da Okinawa’lıların hayatlarını kırtarmaktadır. Örneğin soya, günümüzde beslenme olarak çok zengin bir sebze ve prostat sağlığı açısından inkâr edilemez bir faktördür.”Kanser, alışkanlıklarımıza bağlı olarak tehdit haline gelmiş kötü bir hastalıktır. Bu alışkanlıkların arasında sigara, besinsel değişiklikler, aşırı alkol sayılabilir,” diye belirtiyor David Khayat (Pierre ve Marie Curie Üniversitesi Tıp Profesörü; Pitie Salpetri-ere Hastanesi Kanseroloji Servis Şefi). “Başlıca kanserlerin gelişiminde genetik özellik zayıf bir etkendir, ama her durumda önemlidir: Bağırsak kanseri için % 35, göğüs kanseri için % 27, prostat kanseri için bu oran % 47′dir. Bu oranlar zarfınfa yapılacak pek bir şey yoktur, kanser hastalıkları genlerle taşınırlar. Bazı ikizlerin (aynı geni taşıyan) bunun bir hastalık olarak gelişebileceğini ve diğer yandan “yaşamsal alışkanlıklarımızla gelişme-diğini”nin kanıtıdır. Claudine Junien (INSERM U 383, Genetik Kromozonlar ve Kanser, Necker Hastanesi).
Ve Okinavva’da
Okinawa’da bir kanserin gelişme riski Avrupalılara oranla çok düşüktür. “Hormonlara bağlı” kanserlerin % 80 dolaylarında daha az görüldüğü söylenilebilir. Göğüs kanseri, prostat kanseri ve rahim kanseri bunların arasında en yaygın olanlardır ve bizde ne yazık ki sayısız kurbanları vardır. Okinavva yaşam biçimiyle yaşayanları kesin bir biçimde kanserden korunur.
Kanserin gerçekten çok az olduğu bir dünya düşünün; tanıdığınız hiçbir insan kanserden acı çekmiyor! Kuşkusuz Okina-wa’dasınız!
Riski Arttıranlar
-Sigara
-Alkol (daha çok içmek kanserin ilerleme riskini arttırır)
-Obezite
-Hava kirliliği (atmosferik, ama aynı zamanda böcek ilaçları, hormonsal kirlilik vb.)
-Uyumsuz beslenme (özellikle meyve ve sebzeden yoksun bir beslenme liflerden, flovonoidler ve vitaminlerden ya da aşırı kalori)
-Balıklar ve etler (tuzlanmış)
-Et, balık ve yağlı ızgaralar
-Sedantarite
-Aşırı Hormon tedavileri (hap, klasik menopoz tedavisi vb.)
-Geç gebelik
-Güneş (aşırı)
Önlemeye yardımcılar
-Az kalorili, dengeli, çeşitli sebze olarak zengin (taze ve kuru meyveler ve sebzeler, Tam tahıllar
-Fiziksel egzersiz
-İhtiyaç olarak kilo kaybetmek
-Çay (özellikle yeşil çay)
-Soya (ve ürünleri soya ezmesi)
-Su yosunu -Balık
-İyi yağlar (bitkisel yağlar balık yağı)
-Güneş (ölçülü olarak)
-Kaslı ve ince bir vücut (az yağlı)
Tütün Aşısı
01/10/08
Stanford Üniversitesi’nden Profesör Ronald Levy’nin başkanlığındaki ekip bu aşının yan etki olmadan kanser tedavisine bir çare olabileceğini belirtti.
Levy ve ekibi, geliştirilen aşıyı lenf bezi kanserine yakalanan 16 hasta üzerinde denedi. Hiçbirinde yan etki görülmeyen hastaların yüzde 70’inden fazlası da bağışıklık geliştirdi. Sadece tütün bitkisine zarar veren virüse, bir kanser hastasından alınan antikor genleri eklendi. Bu yeni virüse maruz bırakılan tütün bitkisi, bir protein fabrikası gibi çalışmaya başladı. Bağışıklık sisteminin kansere karşı uyarılması fikrinden yola çıktılarını söyleyen Levy, “Bağışıklık sistemi harekete geçtiğinde kansere saldırıp onu öldürebileceğini biliyoruz” diye konuştu. Bağışıklığın uyarılmasının kanser hastalarının tamamen iyileşmesi için yeterli olup olmadığının henüz kesin olarak bilinmediğini belirten araştırmacılar yine de bir gün bu tekniğin özellikle ağır bazı kanserlerin iyileştirilmesini sağlayacağını umuyor.
Böylece kansere karşı bitki esaslı bir aşı insanlar üzerinde ilk kez denendi. Bu aşının önemli yanlarından biri de hızlı geliştirilebilmesi ve fiyatının çok pahalı olmaması. Protein elde etmek için hayvanların kullanıldığı sürecin aylar alabildiğini belirten Profesör Levy, bitkileri işlemenin çok masraflı olmadığını söyledi. Levy, “Tütün bitkilerinin nasıl yetiştirildiğini çok iyi biliyoruz. Bir hafta sonra protein elde edebiliyoruz. Bu kadar hızlı” diye konuştu.
Araştırma, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlandı.