Kategoriler
- Ağız ve Diş Sağlığı
- Alternatif Tedavi
- Anne Çocuk
- Astroloji
- Bağımlılıklar
- Bebek ve Çocuk
- Beslenme
- Bulaşıcı Hastalıklar
- Cilt Hastalıkları
- Cilt Sağlığı
- Cilt Sorunları
- Cinsel Sağlık
- Cinsel Yaşam
- Çocuk Sağlığı
- Dahiliye
- Diş Sağlığı
- Diyetler
- Düsük
- Egzersiz
- Erkek İsimleri
- Erkek Sağlığı
- Estetik
- Evlilik
- Fizik Tedavi
- Galeri
- Gebelik
- Gebelik ve Cinsellik
- Genel
- Genel Bilgiler
- Genel ve Estetik Cerrahi
- Göğüs Hastalıkları
- Göz Hastalıkları
- Güzellik
- Hafta Hafta Gebelik (Hamilelik)
- Hamilelik-Gebelik
- Hastalıklar
- İlk Yardım
- Kadın
- Kadın Sağlığı
- Kanser
- Kategorilenmemiş
- Kulak Burun Boğaz
- Ortopedi
- Psikolojik Sağlık
- Ruh Sağlığı
- Sağlık
- Saglık Haberleri
- Sağlık Konuları
- Saglık Makaleleri
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yemekler
- Şeker Hastalığı
- Şifalı Bitkiler
- Sigaranın Zararları
- Tedaviler
- Tüp Bebek
- Üroloji
- Uyku Bozuklukları
- Vitaminler
- Yemek Tarifleri
Bağlantılar
- Epilasyon
- Evlilik Rehberi
- Kampanyalar
- Sağlık Destek Forumu
- Şekerpare tatlı tarifleri
- Tavsiye Forumu
- Yemek Tarifleri
Listeler
Açlığa dayanamama şeker olabilir
25/01/11
Uzmanlar uyardı: Açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma gizli şeker hastalığının belirtisi olabilir.
Gizli şeker hastası olanların sık acıktıklarını, acıktıklarında fenalaşma hissi yaşadıklarını, yemeklerini hızlı yediklerini ve yemekten sonra uykusuzluk ve yorgunluk yaşadıklarını belirten Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, bu belirtiler yanında açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma belirtilerinin üzerinde önemle durulması gerektiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Temel Yılmaz, Türkiye’deki 5 milyon şeker hastasından 2,5 milyonunun gizli şeker hastası olduğunu söyledi. 15-20 yıl süreyle ciddi bir belirti vermeden ilerleyebilen gizli şeker hastalığının ileri aşamada kişinin tip-2 diyabet hastası olmasına neden olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle konuştu:
“Gizli şeker hastaları diyabetli olmaya aday kişilerdir. Ama gizli şeker hastalığının erken teşhisi halinde kişinin diyabet hastası olmasının önüne geçilebiliyor ya da kişinin diyabet hastası olması geciktirilebiliyor. Bir başka deyişle gizli şeker hastası olduğunu bilenler, yaşam tarzlarında ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler yaparak tip-2 diyabet hastası olmaktan kendilerini kurtarabiliyor.”
Gizli şeker hastası olanların sık acıktıklarını, acıktıklarında fenalaşma hissi yaşadıklarını, yemeklerini hızlı yediklerini ve yemekten sonra uykusuzluk ve yorgunluk yaşadıklarını belirten Yılmaz, bu belirtiler yanında açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma belirtilerinin üzerinde önemle durulması gerektiğine dikkati çekti.
Yılmaz, açlığa tahammül edemeyen ve sık aralıklarla bir şeyler yeme ihtiyacı duyan kişiler için “iştahı yerinde” denildiğini ama bunun kişinin sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini vurgulayarak, şunları anlattı:
“Gizli şeker hastalığı vücuttaki insülin hormonu salgısında bozukluğa neden oluyor, bu bozukluk nedeniyle hastanın öğün aralıkları kısalıyor, hasta açlığa dayanamadığı için sık sık bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyor. Normal insanlarda öğün aralığı 4.5-5 saat iken gizli şeker hastalarında öğün aralığı 2.5 saate kadar düşebiliyor. Yani kişi iştahının yerinde olması dolayısıyla değil gizli şeker hastası olduğu için açlığa tahammül edemiyor ve sık aralıklarla besleniyor.”
Gizli şeker hastasının aç iken kan şekerin normal düzeyde, tok iken ölçüm yapıldığında ise kan şekerinin normalin üzerinde olduğunu belirten Yılmaz, pek çok gizli şeker hastasının, aç iken yaptırdığı ölçümde kan şekerinin normal çıkması nedeniyle bir sağlık sorunu olmadığı yanılgısına düşebildiğini belirtti.
Yılmaz, “Bu kişilerin gizli şeker hastası olduğu genellikle şeker yükleme testi sonrasında ortaya çıkıyor. Bu teşhisin yapılabilmesi halinde gizli şeker hastalığının ilerleyerek kişiyi tip-2 diyabet hastası yapmasının önüne geçilebiliyor ya da aradaki zaman geciktirilebiliyor” diye konuştu.
Yılmaz, yaşam kalitesini düşüren ve ciddi organ kayıplarına neden olan diyabet ile mücadelede gizli şeker hastalığının erken teşhis edilmesinin, erken teşhis için de toplumun diyabet konusunda bilinçlendirilmesinin çok önemli olduğunu kaydetti.
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=5078&cat=220&dt=2006/11/07
Şeker hastalığının sebebi nedir ?
25/01/11
Yaygın bir görüş olarak, şeker hastalığının her iki türünün de kalıtımsal, yani doğumsal olduğu kabul edilmektedir. Tip I, insüline bağımlı şeker hastalığında genetik olarak yatkınlığın yanı sıra hastalığa yol açan bir etmen olmalıdır. Bunlar içinde en sık olanları:
-Bir tür viral enfeksiyon
-Çevresel faktörler
-Stres
-Yaşanılan yer’dir. (Örneğin şeker hastalığı en çok Avrapa’da görülmektedir.)
Tip II, insüline bağımlı olmayan şeker hastalığında hastaların 80′i aşırı kiloludur ve şişmanlık insülin direncini arttırır.
Yine stres, yaşam tarzı, yaş da hastalığın ortaya çıkışında önemli etmenlerdir.
Tip II Diyabette, çoğu vakada genetik bir bağlantı vardır.
Ailede birisinin hastalığa daha önce yakalanmış olma ihtimali yüksektir.
Tip I ve II de tedavi yaklaşımı nasıldır ?
Tip I, yani insüline bağımlı diyabette tedavi stratejisi, insüline dayalıdır.
Yani vücutta hiç olmayan insülini dışarıdan vermek gerekmektedir.
Şu an itibariyle insülini enjeksiyon yoluyla verebiliyoruz. İleride belki başka yollar uygulamaya girebilir. Şu an geçerli insülin rejimi, yemeklerden önce yapılan kısa etkili insülin (3 öğün) ve gece yatmadan önce uygulanacak uzun etkili insülinden oluşmaktadır.
Tip II, yani insüline tam bağımlı olmayan diyabette tedavinin en önemli kısmı diyet olmaktadır. Diyete özen gösterilmezse tedavi etkili olmaz. Bu nedenle:
- Kilo kontrol altında tutulmalı,
- Şeker ve makromoleküllü karbonhidratlardan elden geldiğince kaçınılmalı,
- Doymuş yağdan zengin besinler kısıtlanmak,
- Proteinler, alınan toplam kalorinin 15′ini geçmemelidir.
Tek başına diyetle kan şekeri düşürülemeyen hastalarda, oral antidiyabetik ilaçlar kullanılır. Bunlarda en yaygın kullanılan, sülfonilüre ve metformin grubu ilaçlardır. (Metformin grubu ilaçlar, karaciğerin açlık döneminde saldığı şeker miktarını azaltırlar. Sonuç olarak kan dolaşımından hücrelere şeker geçişi için daha az insüline ihtiyaç duyulur.)
Doktorlar artık şeker haplarının yeterli olmadığım, insüline geçmem gerektiğini söylüyorlar. Ben de insüline alışmak istemiyorum. İnsülin kullanmasam olur mu ?
Öncelikle alışmak istemediğinizi söylediğiniz insülin, insanlar için hayati bir hormon. Eğer vücudunuzda hiç yoksa, yapılacak tek şey, onu dışarıdan vermek olacaktır.
Kaldı ki insülin, insanın yabancı olmadığı, normalde kendisinde olan bir hormondur. O nedenle erişkin tip diyabeti olan bir hasta, kabaca ortalama 10 sene oral antidiyabetikle tedavi olduktan sonra, şeker haplarının etkisiz kalması sonucu, insüline geçmek zorunda kalacaktır.
Fazla kilolu, şeker hapları kullanan diyabet hastasıyım. Şekerimi en iyi şekilde kontrol edebilmem için, ne gibi önerilerde bulunursunuz ?
Şeker hastalığında genel kural, kendi kendini tedavi edebilmektir. Kendi kendini tedavinin de püf noktası, sağlığınızı korumak için yaşamınızda bazı değişiklikler yapmaya gerçekten istekli olmaktır.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapmanıza yardımcı olacak bir çok doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sıralayabiliriz:
-DİYET
-EGZERSİZ
-STRES KONTROLÜ
Bu görüşler ışığında, sizlere dengeli bir diyet ve egzersiz yapmanızı tavsiye ederim. İnsüline bağımlı olmayan şeker hastalarının çoğu, fazla kilolu olduğu için, insülinin vücutta aktif olarak kullanılması zorlaşır.
Bu yüzden ideal kiloya ulaşılması; sadece şeker hastalığının kontrolü için değil, aynı zamanda gelecekteki komplikasyonları geciktirmesi bakımından da önemlidir.
Her gün aldığınız toplam kalori miktarına dikkat ettiğiniz müddetçe kilo vermeye çalışan çoğu insana göre bir adım daha öndesiniz demektir.
Kilo vermenize yardımcı olabilmek amacı ile, bir diyetisyen, size günlük kalori hedefinizi belirlemede yardımcı olabilir. Sizin kilonuzu, cinsiyetinizi, aktivite düzeyinizi, yaşınızı, boyunuzu ve sağlık durumunuzu bir bütün olarak gözden geçirmek suretiyle bu hedefi belirler.
Eğer kadınsanız, 125 kilodan daha hafif-seniz kalori ihtiyacınız gün başına 1200-1400 kalori değer aralığının içindedir.
Eğer erkek iseniz 115 kg’dan daha zayıfsanız günlük hedefiniz 1400-1600 kalori arasında olabilir.
Çoğu birey için, basit anlamda tükettikleri birkaç porsiyon yağ, süt ürünü ya da eti daha az kalorili meyveler, sebzeler ve tahıllarla değiştirmek kalori hedeflerine ulaşma açısından yeterlidir.
Ufak değişiklikler de yapılabilir. Örneğin tam yağlı sütten yağsız süte geçmek ile bir bardakta 60 kalori azaltmış olursunuz.
Eğer her gün bir bardak süt içiyorsanız, haftada 420 kalori anlamına gelecektir. Kalori hedefinizin daha altında yemek genellikle tavsiye edilmez.
Günlük size yetecek derecede yemek yememiş olursunuz ve de bir müddet sonra tekrar acıkırsınız.
1200-1400 kaloriden daha az yemek yemek de sağlıklı olmak için ihtiyacınız olan belirli besin öğelerinden almanızı zorlaştıracaktır.
Tahmin edebileceğiniz üzere kilo vermek son derece güç olabilir.
Fakat bizler pozitif bir düşünce tarzı ve doğru tavsiyelerle bu zorluğun aşılabileceği fikrindeyiz.
Kararında yemek ve aktif olmaya devam etmek başarılı kilo vermekte, 2 anahtar bileşendir.
Fakat bunları uygulamaya koymak, göründüğünden daha zor olabilir.
Toplumumuz kilo vermenin değil de kilo almanın kolaylaştırıldığı bir şekilde kurulmuştur.
Arabalarda gidiyor, asansör kullanıyor, işleri kolaylaştırıcı bir dizi aletten faydalanıyor ve televizyon ile bilgisayarlarımız karşısında saatlerimizi harcıyoruz.
Çevremiz de bolca yüksek kalorili gıda maddesi bulunmakta ve yağlı yiyeceklerin tatları da çok güzel.
Bizleri yemeğe zorlayan reklam amaçlı mesajlar tarafından bombardımana tutuluyoruz ki; bunların büyük bir kısmında iri porsiyonlar da, standartmış gibi gösteriliyor.
Kilo vermek için, bunlara karşı direnmelisiniz.
Kişisel alışkanlıklarınızı değiştirmeye gönüllü olmalısınız.
Ne yazık ki bu konuda size yardımcı olabilecek sihirli bir değnek ya da çabuk bir yol bulunmamakta.
Diyet destek ürünleri veya diğer diyet planlan hakkında ne kadar çok şey duyarsanız duyun, insan vücudu var olan kanunlara karşı gelemez. Yani kilo vermek için aldığınızdan daha fazlasını harcamaksınız ki, bu da daha az kalori almak ve daha fazlasını kaybetmek anlamına geliyor.
Size hiç kimse zorla kilo verdiremez. Hatta başkalarından gelecek olan baskı, işleri daha da zor bir hale sokar.
Kilo vermek için kendiniz motive olmalısınız. Ancak bu şekilde başarılı olur ve kalıcı bir neticeye ulaşırsınız.
Şeker hastalığınız gizli olabilir
25/01/11
Sadece açlık kan şekerine bakıldığı zaman gözden kaçabilen diyabetin, tokluk kan şekeri ölçümüyle yakalanabildiğim söyleyen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diyabet Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ şu açıklamaları da sözlerine ilave etti:
“Ancak açlık kan şekeri hem halk arasında çok iyi bilinirken, tokluk kan şekerinin önemi ve taşıdığı riskler halk tarafından pek fazla bilinmiyor. Bu nedenle öğünlerden sonra ortaya çıkan “tokluk kan şekeri” yükselmeleri özellikle Ramazan ayında gizli bir tehdit oluşturuyor. Çünkü diyabet hastalığında beslenme biçimi çok büyük bir önem taşıyor. Diyabetli olanların 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi yani sık sık yemek yemesi gerekiyor. Oysa Ramazan’da bu beslenme şeklinin tam tersi uygulandığından diyabetikler için büyük bir risk ortaya çıkıyor. Diyabet hastası olanlar, oruç tutarken, tedavide olması gerekenin aksine akşama kadar aç kalıyorlar ve şekerleri düşüyor. İftarda yenen yemeklerle de fazla miktarda glikoz kaynağı vücuda girdiği için, şeker normal düzeyinin çok üstüne çıkıyor.”
Diyabet tedavisinde vücuda çok fazla şeker kaynağı sokmamak ve pankreası zor durumda bırakmamak gerekiyor. Normal zamanda besinlerin içeriğine dikkat edilmezse, yemeklerde alınan karbonhidratlar sindirilerek şekere dönüşüyor.
Öğünlerde yenen karbonhidrat miktarları dengeli olmalı, sofra şekerinden uzak durulmalı ve yemeklerdeki yağ oranı da önerilen miktarı aşmamalıdır.
Glikoz olması gerekenden fazla olunca yaklaşık iki-üç saat sonra kanda insülinin yükseldiğini belirten Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: “Fazla insülin de tansiyona, aşırı kilo alımına, kan yağlarının yükselmesine yol açabiliyor ve damar sertliğini hızlandırabiliyor. Kalp hastalıklarının ortaya çıkma ihtimali çok yüksek olan Tip 2 diyabetlilerde ise kalp damar hastalıkları genellikle belirti vermiyor. Yenilen fazla miktarda yemeğe bağlı olarak iftardan sonra ortaya çıkan kalp krizi ve tansiyon yükselmesine ise, şeker hastalarında daha sık rastlanıyor” dedi.
Bu nedenle şeker hastalarının oruç tutmalarının sakıncalı olduğuna dikkat çeken Karşıdağ, açlık kan şekerine bakıldığı halde sağlıklı çıkanları da, mutlaka tokluk kan şekerini ölçtürmeleri konusunda uyarıyor.
Newer Posts »