Bel fıtığı

16/01/11

bel fitigi Bel fıtığı

Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder. , beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında da anulus fıbrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.

Bel fıtığı nasıl oluşur ?
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.

Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir. Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffîizyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı 90 iken, çocuklarda bu oran 80′e, yetişkinlerde ise 50-60′a düşer. Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon da eşlik eder. Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi yapan destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir.

Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Öyle aileler vardır ki dedesini, babasını ve çeşitli yakın akrabalarını bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik bir yönünün olduğu da söylenebilir.

Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve sigara kullanımı, diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.
Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır. Böyle bir durumda bel fıtığının nasıl kolayca teşekkül edebileceğini aşağıdaki şekiller sade bir tarzda izah etmektedir.

Bel fıtığı belirtileri
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikâyettir. Fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir. Hareket kısıtlılığı, topallayarak yürüme, vücudun bir tarafa doğru çarpılması gözlemlenebilir. Ağrıyla birlikte bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı ve incelme (atrofi) görülebilir. Sinirlere genişçe basan fıtıklarda cinsel fonksiyonların kaybı da söz konusu olabilir.
Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda felce doğru gidiş ortaya çıkabilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir. Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı öksürmekle, yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.

Bel fıtığının ters tarafta olması
Bel fıtığı hastalarında şikayetler genellikle fıtığın olduğu tarafta görülür. Fakat bazı hastalar vardır ki, bel fıtığı bir tarafta olduğu halde şikâyetleri karşı taraftadır. Meselâ yapılan tetkikler neticesinde diskin sağ tarafa doğru fıtıklaştığı net olarak tespit edilir fakat hastanın ağrı, uyuşma, his kaybı gibi belirti ve bulguları sol bacağındadır. Tabi ki bunun tersi de söz konusu olabilir.

Bu durumdaki hastalara günlük hekimlik pratiğimiz esnasında çok nadir rastlamaktayız. Konunun bilimsel izahı mümkün olduğundan karşılaştığımız tablo bizi hiç şaşırtmamakta ve yaptığımız açıklamalar neticesinde hasta da durumunu öğrenip rahatlamaktadır.

Burada sıkışan yine sinir elemanlarıdır. Disk sağ veya sol taraftan kanala doğru taşarak sinirleri itmekte ve karşı tarafta sıkıştırmaktadır. Fıtıklaşan diskin karşı tarafındaki faset eklemi normalden büyükse veya karşı taraftaki kemik yapının yüzeyinde düzensizlikler varsa sinirler o tarafta daha kolay basıya maruz kalmaktadır (Şekil 3 ve 4). Böylece hastanın şikâyetleri karşı tarafta ortaya çıkmaktadır. Ancak doktor, tedavisini fıtıklaşan diske göre planlamakta ve operasyon söz konusu ise bunu fıtıklaşan taraftan gerçekleştirmektedir. Neticede fıtıklaşan disk boşaltıldığında hastanın karşı tarafta olan şikâyetleri de sona ermektedir.

Kimlerde görülür ?
Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık 80′i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.

Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.

Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.

Hastalığa yanlış yaklaşımlar
İnsanların büyük bir kısmı maalesef hastalıkları konusunda yeterli bilince sahip değiller. Ağrı içinde kıvranırken doktora gitmeyi tercih etmiyorlar da hiçbir bilimsel temele dayanmayan birtakım yöntemlere başvuruyorlar. Beline bal, incir, balık bağlatan hastalardan tutun da, cildini ciddi şekilde kestiren, yaktıran, sülük koyan veya bilinçsizce çektiren hastalara kadar yüzlerce bilim dışı uygulamaya şahit olmaktayız. Halbuki bel fıtığı bir çeşit değildir ve hastalığın değişik safhalarında farklı tedavi metotlarını uygulamak gerekmektedir. Neticede basit bir tedavi ile iyileşmesi mümkün iken, bilinçsizce yapılan uygulamalar sonucu ameliyatlık hale gelmiş hastalarla sık sık karşılaşmaktayız.

Bu konu ciddi bir problemdir. Ancak problemin çözümünde başta biz doktorlar olmak üzere herkese önemli görevler düşmektedir. Eğitim kurumları ve medyanın halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi noktasında daha aktif bir tavır ortaya koyması gerekmektedir.

Bel fıtığından korunmak
Günümüzde tıp dev adımlarla ilerlemekte ve birçok hastalığın çaresi bulunmaktadır. Buna rağmen diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına da yakalanmamak en iyisidir. Yani tedbirler hastalıkla karşılaşmadan önce alınmalıdır. Maalesef insanlar sağlık gibi önemli bir nimetin kıymetini ancak onu kaybettiklerinde anlamaktadırlar. Fakat sağlık bir kez kaybedildiğinde tekrar kazanılması çok zor olmakta, bazen de bu mümkün olamamaktadır. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan önce bilmeliyiz.

Bel sağlığını korumak için kişi ; hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamak, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalıdır. Belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalıdır. Meselâ telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır.

Riskli pozisyonlar
Günlük aktivitelerimiz esnasında vücudumuzun dikey veya yatay konumda aldığı çeşitli pozisyonlar ve beraberinde ortaya konan faaliyetin şekli bel fıtığına yakalanma riskini önemli oranda artırır veya azaltır.
İnsanın dikey pozisyonda bulunması omurganın alt kısımlarını önemli miktarda basınç altında bırakır. Çünkü bu kısmın yukarısında yer alan tüm vücut ağırlığı birkaç santimetre karelik dar bir omur parçası üzerine biner ve bu küçük kısım tarafından taşınır. Buna karşılık vücudun dik değil de desteksiz bir tarzda eğik pozisyona gelmesi, yani düşey olarak orta hattan sapması beldeki omurlar üzerine binen yükü, yani basıncı bariz şekilde daha da artırır.

Yapılan bilimsel araştırmalarda beldeki diskin içerisine basınç ölçebilen bir cihazla girilmiş ve çeşitli vücut pozisyonlarının diskteki basıncı ne şekilde etkilediği araştırılmıştır. Görülmüştür ki, burada bele en az yükün bindiği pozisyon, kişinin sırt üstü yattığı ve bacaklarının altım bir cisimle destekleyerek hafifçe yükselttiği pozisyondur. Ayrıca sandalyede desteksiz otururken bele binen yük, ayakta dik olarak dururken bele binen yükten daha fazladır.

Halbuki insanlar bunun tam tersinin doğru olduğunu zannederler. Neticede ayakta dik pozisyonda dururken bele binen yükün gerçekte daha az, otururken daha fazla olduğu bilinmelidir. Bu pozisyondan daha kötüsü, yani belde bulunan disklerde-ki basıncı daha da artıran durum, sandalyede otururken öne doğru eğilerek yerden bir cismi almaktır. En kötüsü ise ayakta dururken öne doğru eğilerek dizler düz konumda yerdeki bir ağırlığı kaldırmaktır. Bu durumda kaldırılan ağırlığın miktarı arttıkça bel fıtığına yakalanma riski de giderek artacaktır.

Oturur pozisyonda iken kişi arkasına bir destek koyarsa veya oturduğu sandalyenin arka kısmını geriye doğru tedrici olarak yatırmaya başlarsa, bele binen yük de giderek azalacak ve bel bu durumda çok daha rahatlamış olacaktır.

Öksürmek, gerinmek veya kahkaha ile gülmek ise belde yer alan disklerdeki basıncı bariz şekilde artırır. Şikâyetleri bir öksürmeyi takiben başlayan pek çok hasta ile karşılaşmaktayız.
bele sahip olmak için günlük yaşantımızda riskli pozisyonlardan daima uzak durmalıyız.

Teşhis
Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Yani bel ve bacak ağrısı bulunan her hastaya “Mutlaka bel fıtığıdır” peşin hükmü ile yaklaşmak doğru değildir. Bel fıtığını taklit eden pek çok hastalık vardır. Basit bir spor yaralanmasından romatizmaya, enfeksiyon hastalıklarından kansere ve bel kaymasına kadar birçok hastalık bel ve/veya bacak ağrısıyla seyredebilir. Bu sebeple önce teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten, geçer. Bunun için de ilgili uzman hekime müracaat etmek gerekir. Hekim hastanın şikâyetlerini dinleyecek, muayenesini yapacak ve hastalığıyla ilgili tüm tetkik ve tahlilleri isteyecektir.

Bel ağrısının araştırılmasında düz röntgen filmlerinin önemi günümüzde azalmıştır. Hastanın radyasyona maruz kalmasına yol açan bu teknik ancak belirli durumlarda tercih edilmektedir. Belden iğne yapılıp içeriye kontrast madde verildikten sonra film çekilmesi tekniği (myelografi) de giderek daha az kullanılmaktadır. Çünkü günümüzde görüntüleme teknikleri çok ilerlemiş ve artık hastanın belinden iğne yapılmasına gerek kalmayacak seviyeye gelmiştir. Aslında noniyonik kontrast maddelerin kullanım alanına girmesi iğne tekniğinin yan etkilerini hayli azaltmıştır. Fakat buna rağmen bizzat iğne tekniğinin kendi yan etkileri olabildiğinden dolayı myelografiden mümkün mertebe uzak durmakta yarar vardır. Bunun yerine güçlü manyetik rezonans cihazları tercih edilmelidir.

Bel fıtığının teşhis ve ayırıcı teşhisinde EMG dediğimiz tetkik yöntemi de yararlıdır. Çünkü bu yöntem ile hastada bulunan bozuklukların sinir dokusuna mı, yoksa kas dokusuna mı ait olduğu ortaya konabilmekte, diğer hastalıkların bel fıtığından ayırımı yapılabilmektedir. Bası altında kalan sinirlerde hasar olup olmadığı, varsa hasarın derecesi hakkında da fikir vermektedir. Bazı durumlarda bu teknik, cerrahın ameliyat kararını bile etkileyebilmektedir.

Bel ve/veya bacak ağrısı bulunan bir hastada bazen bilgisayarlı tomografi, genellikle de manyetik rezonans gibi ileri tetkik yöntemlerine başvurulur.

Manyetik rezonans görüntüleme metodu teşhiste ve ayırıcı teşhiste büyük kolaylıklar sağlar. Ayrıca hastanın x-ışını almaması ve çeşitli planlardaki üstün görüntüleme yeteneği; omurilik, sinirler ve diğer yumuşak dokuları net bir şekilde görüntüleyebilmesi manyetik rezonansı giderek daha da öne çıkarmaktadır.

Ancak kemik dokusuyla ilgili patalojilerde bilgisayarlı tomografinin daha iyi görüntü sağladığı göz önüne alınarak bazı durumlarda her iki teşhis metodu beraberce kullanılabilir.
Manyetik rezonansın bu kadar yararlı bir yöntem olmasına karşılık elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi büyük bir tecrübe ister. Yanlış yorumlar yanlış tedavi şekillerine yol açar. Sıklıkla rastladığımız hafif disk bombeleşmesi bel fıtığı olarak yorumlanırsa, tedavinin şekli tamamen değişik bir yöne doğru gidebilecektir.

Özellikle ameliyat sonrası dönemde gerçekleştirilen çekimlerden elde edilen görüntülerin yorumlanması tecrübe gerektirir. Muayene bulguları ile tetkiklerden elde edilen neticeler beraberce kılı kırk yararcasına hassas bir tarzda değerlendirilecek ve net bir teşhise vardıktan sonra tedaviye geçilecektir. Manyetik rezonans tetkikinde bel fıtığı görüldü diye ameliyat kararı vermek bazen yanıltıcı olabilir. Elde edilen görüntüler mutlaka klinik bulgularla desteklenmeli, aralarında uyum aranmalı ve uyum yoksa bu izah edilmelidir.

Bazen bel fıtığı ile hayati önem arzeden diğer birtakım hastalıkların ayırıcı teşhisini yapabilmek için kemik sintigrafısi gerekebilir.

Kemiklerin kuvvet ve yoğunluğu hakkında fikir edinmek ve osteoporoz teşhisini kesinleştirmek amacıyla kemik yoğunluk ölçümlerine de başvurulabilir.
Ayırıcı teşhis için kan ve idrar incelemeleri yapılabilir.

Neticede yapılan muayene, tetkik ve tahliller sonucunda hastanın bel fıtığı olup olmadığı, bel fıtığı ise hangi safhada bulunduğu net bir şekilde ortaya konacaktır. Yani bel fıtığı teşhisinin konmuş olması yeterli değildir. Hastalığın safhasını da tespit etmek gerekir. Çünkü tedavinin şekli buna göre değişecektir.

Bazı hastalar dar mekânlara girdiklerinde büyük sıkıntı çekmekte ve rahatsız olmaktadırlar. Bu kişiler için açık tip manyetik rezonans cihazları geliştirilmiştir. Ayrıca klasik tipteki cihazlarda da gerekli tedbirler alınarak bu hastaların tetkikleri yapılabilmektedir

Manyetik rezonans görüntüleme metodu ile teşhiste büyük bir aşama kaydedilmiştir.

{lang: 'tr'}

Incoming search terms:

  • bel fıtğı hastalığı
  • bel fıtığı hastalığı

 Böcek ısırmaları için ilk yardım tedavisi nedir?

a.İğne, sokulan yerde kalmışsa, bunun yavaşça ve dikkatle dışa­rı çekilmesi gerekli olacaktır. İğnenin alınırken kırılmama­sı çok önemlidir.

b.Eğer bir kişinin bir ısırmaya karşı allerjik olduğu bilinmekteyse ve ısırma kol veya bacakta olmuşsa, ışınlan yerin üst kıs­mına sıkı bir sargı (turnike) yerleştirilmesi iyi olur. Böylece zehir vücuda daha yavaş yayılacaktır. Sıkı sargı yirmi dakika yerinde kaldıktan sonra bunu çözün, on dakika sonra yeniden koyun ve bu usûle birkaç kez devam edin.

c.Fazla şişkinlik meydana gelirse doktora başvurulması gerekir. Doktor bu hallerde antiallerjik ilâçlar verecek veya ısırmanın tesirlerini izale etmek için başka metotlara başvuracaktır.

d.Işınlan veya sokulan yerin kaşınmaması önemlidir; çünkü ka­şınma ikinci bir enfeksiyona neden olabilecek ve zehirin daha büyük ölçüde yayılmasına yol açacaktır.

{lang: 'tr'}

 Ruhen sağlıklı olmanız neden önemlidir ?

Ruh sağlığı bazı durumlarda beden sağlığından bile daha önemlidir. Çünkü bedenen engelli olan bir insan bazı işleri yapamayabilir ancak aklen ve ruhen sağlıklı olduğu için düşünebilir,mutlu, huzurlu olabilir, şartlan kısıtlı da olsa üretebilir, çevresine güven ve huzur verebilir, mutlu, rahat, dengeli bir yaşam sürebilir. Oysa fiziken hiçbir kusuru ve bedeni hastalığı olmamasına rağmen ruh sağlığı bozuk olan bir kişi hem kendisi hem de çevresine rahatsızlık verir. Maddi imkanları geniş olsa da, iyi bir eğitimi ve işi olsa da, geniş bir çevresi bulunsa da aklen sağlıksız olduğu için mutlu olamaz. Her şeyden önce kendi içinde sürekli huzursuz, rahatsız, sıkıntılı bir yaşam sürdüğü için mutsuzdur. Sürekli sorunları vardır. Bundan ötürü vakti, imkanı, bedeni gücü yerinde olsa da yaptığı işten verim alamaz, bir şeyler üretemez, konsantre olamaz, faydalı faaliyetlerde bulunamaz, derslerinde başarılı olamaz, çevresiyle uyumlu olamaz, insanlarla diyalog kuramaz… Ruh sağlığının bozulmasından kaynaklanan sorunlar çok daha uzun anlatılabilir. Burada önemli olan nelere yol açabileceğinin bilinmesidir. Ruh sağlığı bozulan bir insanda bunların hepsi görülecek diye bir kural elbette ki yoktur. Ancak ruh sağlığının bozulmasının bunlara sebep olabileceğini bilmek gerekir. Ayrıca ruh sağlığının bozulması demek o kişiye hemen mutlaka bir ruh hastalığı teşhisi konulması demek değildir. Bunların ön aşamaları vardır. Örneğin dengesiz ya da tutarsız bir yapı sergilemek bu kişiyi güvenilmez yapar. Evde ailesi, okulda arkadaşları ve öğretmenleri bu kişiye elbette tedirginlikle yaklaşırlar. Ona her sorumluluğu rahatlıkla veremezler. Yanında her konuyu konuşamazlar. Emanet veremezler. Üstelik böyle bir kişinin sürekli takip edilip, kollanması gerekir. Çünkü ne zaman ne yapacağı, neye ne şekilde tepki vereceği belli olmaz. Bir konuşma sırasında geçen bir sözden etkilenip delice bir harekette bulunabilirler. Derste işlenen bir konudan etkilenip umulmadık bir şey yapabilirler. Bu tür kişilerin yanlarında dikkatli olmak gerekir. Onların psikolojilerini bozmayacak, onları olumsuz etkilemeyecek, onları yanlış düşüncelere sevk etmeyecek şekilde hareket etmek gerekir. Bu da elbette ki o kişinin yanındakileri huzursuz eder. Burada kastedilen, ciddi ruh hastalıkları değildir. Çünkü ruh hastalıkları elde olmayan rahatsızlıklardır. Ancak gençlerde görülen dengesiz, aşırı, hırçın, kaprisli, güven vermeyen, sorunlu, bunalımlı ruh hallerinin çözümü vardır. Burada tenkit edilen de budur. Bunun önüne geçmek, bu ruh halinden kurtulmak, daha dengeli, huzurlu, güven veren, yapıya kavuşmak elbette ki mümkündür. Bu kitapta amaçlanan da budur. Gençlerde yaygm olarak görülen bu ruh halinin normal karşılanmasını önlemek, siz gençlere eğer isterseniz çok aklı başmda, huzurlu, dengeli, ruha sahip olabileceğinizi anlatmak ve bunun yollarını göstermektir. Dengesizlikten kastedilen de yine gençler arasında yaygın olan bu ruh halidir. Bundan kurtulmak isteyenlere bunun mümkün olduğunu anlatmaktır.

Ayrıca şunu da unutmayın ki bu yaşlarda nasıl bir kişilik geliştirir, nasıl bir ruh haline sahip olursanız, ilerideki kişiliğinizi, ruhsal yapmızı bunun üzerine bina etmiş olursunuz. Her zaman herkes için değişme yolu açıktır. Bu yol açıktır ancak her insan değişime açık olmadığı için çoğu kişi gençlik yıllarında elde ettiği yapıyı korur ve bunu tamamen değiştirmek yerine bunun üzerine bir şeyler kurar. Dolayısıyla gençlik döneminde elde ettiği yapıyı muhafaza eden insanlar çoktur. Aynı yapının ileriki yıllara taşındığım düşünsenize. Böyle bir insana ne iş hayatında ne aile ortamında ne de toplumsal ilişkilerinde güven duyulmayacağı, böyle bir kişiye emanet verilemeyeceği, sorumluluk yüklenemeyeceği açıktır. Tabi ki aslında hiç kimse böyle bir duruma gelmek istemez. Bu nedenle daha yaşım erken, henüz önümde uzun yıllar var, diye düşünmeyin. Şimdiden dengeli, aklı başında, ruh sağlığı yerinde bir insan olun. Bu tamamen sizin elinizde.

Önceki bölümde anlatılanları uygularsanız, dengeli aklı başında insan olmayı gerçekten isterseniz rahatlıkla bunu elde edebilirsiniz. Ama bunalımlı ruh halinden zevk alıyorsanız, ailenizi ve çevrenizi üzmek, tedirgin etmek sizi rahatsız etmiyorsa, sorunlu insan olmayı kendinize yakıştırıyorsanız, tartışmadan, çekişmeden zevk alıyorsanız o zaman bu şekilde yaşamaya devam edebilirsiniz. Fakat kendisine saygı duyan bir insanın aklı başında olmayı tercih edeceği açıktır.

Ruh sağlığınız güçlü olursa ileride diğer insanların yetişmesine de katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin öğretmen, eğitimci, akademisyen, psikolog vb. mesleklere sahip olabilirsiniz. Fakat daha kendisini eğitememiş, kendisini değiştirememiş bir insanın, kendi üzerinde otokontrolü olmayan bir kişinin başkasını eğitmesi ya da değiştirmesi de mümkün olmayacaktır.

{lang: 'tr'}

 Kanserin genel olarak tedavisi

Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser te­davileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.

Kanserde üç ana tedavi türü var­dır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açı­sından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türle­rinde çok farklı tedaviler uygulanabi­lir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki nor­mal dokulara hasar vermeden, kan­ser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt vere­bilir.

Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bo­zukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksi­yonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.

Pek çok hastada tedavilerin bir­likte kullanılması (kombinasyon te­davisi) tamamen iyileşme şansı ve­rir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastane­ye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmek­tedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildi­ğini bilmek ve anlamak ister.

TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedavi­nin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek da­ha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kanse­re görece erken evrelerde tanı ko­nulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiy­le sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.

Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş öl­çüde yayılmış olduğu açıkça görü­lürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptana­mayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz ol­sa da, sayısı giderek artan bir azın­lıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak ya­yılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine kar­şı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.

Tamamen iyileştirmeyi hedefle­yen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefle­yen tedaviler ise “palyatif (hafifleti­ci) olarak tanımlanabilir. Kanser te­davileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıkla­rında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygu­lanır ve bu nedenle hastalar tarafın­dan çok daha iyi tolere edilirler.

Tamamen iyileşme hedeflendi­ğinde, ciddi yan etki riski göze alı­nabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hasta­lığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça orta­ya konulmalıdır. Öte yandan bir te­davinin palyatif olması, kansere kar­şı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.

Kanserde tedavi seçenekleri de­ğerlendirilirken ya da tedavi uygula­nırken, belirtilerin de dikkate alın­ması önem taşır. Tedavi bazı belirti­ler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulu­nabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan baş­ka pek çok yöntem vardır. Genellik­le oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastane­de kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişiler­dir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntem­lerle giderilmesi gerekir.

Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı gide­rek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakı­mevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda pal­yatif tıpta ve bakımevi benzeri ku­rumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri ev­rede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakala­rında da yararlı olabileceği unutul­mamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belir­tilerin nedeni ne olursa olsun, palya­tif bakım olanağından yararlanabilmelidir.

Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken dok­torunuz bunun sizin gereksinimleri­nize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mik­roskop altındaki görünümleri, bo­yutları, yaygınlık dereceleri ve dav­ranışları arasında çok büyük farklılık­lar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konu­nun dikkate alınması gerekir.

Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoş­nutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uz­man olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzman­lar sık sık bir araya gelip son araştır­ma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemek­tedir. Bunun sonucunda, belirli kan­ser tipleri için en iyi tedavi yaklaşım­larını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.

Tüm kanser tedavilerinde yan et­kiler vardır. Küçük ameliyatların, dü­şük dozlu radyoterapilerin ve her­hangi bir ciddi rahatsızlığa yol açma­yan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve nor­mal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta kü­çük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.

Size önerilen tedavi büyük ölçü­de kanserinizin özelliklerine, konu­muna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yarata­cağı risk ve potansiyel yararların dik­katle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyi­leşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere kat­lanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavan­tajlarının dikkate alınması gereke­cektir. Yaşınız ve genel sağlık duru­munuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir has­tanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.

Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedef­leyen bir tedavi uygulamamaktır. Ki­mi zaman bu seçim var olan tedavi­lerin bazı kanserlerde etkili olmama­sı ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğun­dan tedavi uygulanmaz.

TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi so­nuçlar alınmasının bir nedeni de fark­lı tedavi türlerinin dikkatli bir biçim­de birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek ola­rak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kan­seri tamamen temizlemeyi başara­maması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metas­tazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen or­tadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuz­da etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç te­davisi de yarar sağlar.

Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı veril­mektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve ba­zen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin ol­dukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm meme­yi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterin­ce küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ame­liyata uygun olmayan büyük bir rek­tum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.

Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde ger­çekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameli­yat ya da yoğun kemoterapi uygula­nacaksa bu girişimleri uygulayabile­cek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.

Modern radyoterapi için son de­rece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yap­maktadır; bu nedenle kanser mer­kezlerinin büyük kasaba ya da kent­lerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve dene­yime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlen­diğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) gü­ven vericidir.

Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan te­davilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tara­fından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.

Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aşağı­daki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.

•Onkologlar: Kanserde radyotera­pi ya da ilaç tedavisi konusunda uz­manlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanla­şırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları ko­nusunda uzman olan ve lösemi, ola­sılıkla da lenfoma ya da miyelom te­davisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: Özellik­le daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altın­da tutulması konusunda uzmanlaş­mış doktordur.

Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uz­man birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için dü­zenli toplantılar yapmaları artık gün­delik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üze­re diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alın­malıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.

Genellikle kanserli hastaların te­davisini yukarıda tanımlanan uz­manlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavi­de rol alır.

Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktor­lardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve ta­rama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygula­yabilir.

Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulan­masını istedikleri radyoterapiyi ver­me konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eği­tim görürler ve sıklıkla bazı destek­leyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.

Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyotera­pist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri mad­di olanaksızlık durumunda neler ya­pabileceğiniz ve nereye başvurabi­leceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.

Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınız­da gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hasta­larına istedikleri kadar zaman ayıra­mıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.

Uzmanınız genellikle o anki belir­tiler, genel sağlık durumunuz, geç­mişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız ko­nusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sos­yal kaygılarınızı da dile getirmelisi­niz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bil­gilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.

Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bu­lunmadan önce duygularınızı öğren­mek isteyecektir. İlk ya da başlan­gıçtaki görüşmeler büyük önem ta­şır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soru­yu sormalı ve tüm kaygılarınızı açık­lamalısınız. Sormak istediğiniz soru­ları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunu­zun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek is­tedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasın­da farklılıklar vardır. Bir hasta her­hangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkile­ri size açıklamaktan mutluluk duya­caktır.

Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi ter­cih ederken, bazıları daha baştan ay­rıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bil­mek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça orta­ya koymadığınız sürece bunu yapa­mazlar.

Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınız­da tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurma­nız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getir­meniz iyi olur. Bazı hastalar kısa not­lar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu do­ğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.

Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, duru­mu tanımlamakta sıkça kullanılan ba­zı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sıra­sında ya da sonrasında kanserin kü­çülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genel­likle kanserde belirgin küçülme ol­ması gerekir. Vücutta hiç kanser be­lirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durum­larda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kan­serler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.

Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeni­den ortaya çıkmasını tanımlayan te­rimlerdir. Yineleme ilk tümör bölge­sinde olmuşsa “yerel” (lokal), me­tastazlara bağlı ise “uzak” olarak ta­nımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü dü­şünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yakla­şım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hasta­nın özgül koşullarına bağlıdır.

İkinci görüş
Her zaman başka bir uzmandan ikin­ci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgile­nen uzmanlar, hastanın ikinci bir gö­rüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın ken­disi ikinci bir görüş alınmasını öne­rebilir.

Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sü­rede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzman­lığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği biri­sinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı ol­ması, ikincinin daha iyi olduğu anla­mına gelmez.

Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden ön­ce genellikle hastadan bir onay bel­gesi imzalaması istenir. Bu onay, si­ze tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da ya­zılı olarak verilmesini de zorunlu kı­lar. Onay belgelerinin bir amacı has­taların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hasta­neyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabilece­ğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste veril­diğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerin­den çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorları­nın yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.

Kanser tedavilerinin büyük bölü­münde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok za­rar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşku­suzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.

{lang: 'tr'}

yag yerine kullanilan maddelerin dunyasi Yağ yerine kullanılan maddelerin dünyası

Yağı yemekten çıkarmak
Yağ, yemeğimizden çıkarması zor bir gıdadır. Sadece günlük besinin gerekli bir bileşeni değildir; yemeklerimize tat, kıvam, katılık ve lezzet katar. Uygun büyüme ve gelişme için diyetimizde yağa gereksinim vardır ve yağ, genel sağlığın iyi şekilde korunması için önemlidir. Ek olarak yağa, yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) vücudun her yerine taşınması ve onların emilimine yardımcı olması için gereksinim duyarız.

Yine de gıda imalatçıları bu pazara girme ihtiyacı hissetmektedirler ve gıda ürünlerimiz arasına sıklıkla yağ yerine kullanılanlar olarak adlandırılan uygun yağ ikame maddeleri sunarlar. İyi bir fikir gibi görünüyor! Yağın gerçek yararını, aşırı kilo almaya yol açan bütün o kaloriler olmadan sunmak harika olmaz mı?

Son yıllarda az yağlı, yağı azaltılmış ve yağsız ürünlerde bir bolluk yaşanmak­tadır. Asıl maksat, bu ürünlerin kullanımıyla yağ alımının (ve belki aşırı kalori ve kilonun) azaltılmasına yardımcı olmaktı. Ancak nüfusumuz son yıllarda inceleceği yerde tam tersi kalınlaştı. Bu neden oldu?

Gelin, yağ yerine kullanılan maddeler hakkında daha fazla şey öğrenelim.

Yağ yetine kullanılan madde çeşitleri
Tıpkı şeker yerine kullanılan maddeler gibi yağ yerine kullanılan maddelerin de birkaç çeşidi pazara sunuldu. Şu anda üç farklı türde ikame maddesi bulun­maktadır: karbonhidrat, protein ve yağ kökenli maddeler. Yağ yerine geçen bu maddeler yağ yemenin lezzetini, tadını ve duygusunu verirken gıdanın toplam yağ içeriğini azaltmaya yardımcı olması için yapılmıştır. Ancak şu zamana kadar hiç kimse, yağın kendisinin sunduğu önemde bir ikame maddesinin özelliklerini kanıtlamamıştır.

Karbonhidrat kökenli yağ yerine kullanılan maddeler
Besin dengeleyicisi olarak kullanılan ve eski bir selüloz-jel olan yağ ikame maddesi (1960′ların ortalarında) Avisel adı verilen karbonhidrat kökenli bir üründü. Bir deniz yosunu türevi olan Karagenan, Lites ile Dektsrin, sakız ve nişas­ta gibi ürünler de kullanılmaktaydı. Karbonhidrat kökenli ikame maddeleri, gün­lük besine yağ gibi hacim veren koyulaştırıcılardan yapılır. Karşılaştırabilir miktarlar tüketildiği sürece, yağ kalorilerinin yarısından çoğunu azaltmak suretiyle, gram başına yağdan gelen 9 kalori ile karşılaştırıldığında bu ikame maddelerinin kalori değerleri gram başına 0 ile 4 kalori arasında değişir. Bu ikame maddeleri öğle yemeği eti, salata sosu, dondurulmuş tatlı, fırınlanmış ürünler ve şekerleme gibi çeşitli yiyeceklerde kullanılır ancak kızartmalar için uygun değildir.

Protein kökenli yağ yerine kullanılan maddeler
Protein kökenli yağ yerine kullanılan maddeler, 1990′ların başında bulundu ve sadece yiyeceklerdeki yağın yerini alması için tasarlandı. Bu ürünler, yumurta beyazı ya da yağsız sütten yapılır ve normal yağın yarısı kadar kalori sağlar. Birçok tüketiciye ticari ismi olan Simplesse ile tanıdık gelecek olan bunun gibi ürünler, özellikle yağ çıkarıldıktan sonra yiyeceğe kremsi bir kıvam katmaya yardımcı olur. Bu tür yağ yerine kullanılan maddeler tereyağı, lor, peynir, salata sosu, mayonez, fırınlanmış ürünler, cips, dondurulmuş tatlı, kahve kreması ve şekerleme gibi yiye­ceklerde bulunur.

Yağ kökenli yağ yerine kullanılan maddeler
Okan da denilen yağ-kökenli ikame maddesi Olestra, özellikleriyle doğal yağa en yakın ikame maddesi olduğu için şimdiye kadarki en iyi seçenek olarak düşünüldü ancak kullanımı ile ilgili tartışmalar, onun umulduğu kadar popüler olmasını engelledi. Asıl olarak şeker ve bitkisel yağdan yapılan yağ yerine kul­lanılan bu madde, sindirilmesi fazlasıyla zor olan moleküllerden yapıldı. Hiçbir sindirim, emilimi olmuş yağ kalorisi ile sonuçlanmaz. Olestra içeren besin kay­nakları, kek karışımları ve süt, süt ürünleri ile beraber patates cipsi, mısır cipsi, peynirli puf böreği ve kraker gibi tuzlu atıştırmaları kapsar. Olestra, kızartma yiye­ceklerde de kullanılabilir.
Piyasaya sürüldüğünden beri sindirim sorunları, karın kasılmaları ve bağırsak rahatsızlıkları ile ilgili yan etkiler ortaya çıktı. Ayrıca, Olestra’nın yağda eriyen gerekli vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) emilimini azaltıcı etkisi ile ilgili kaygılar oluştu. Bu kaygılardan dolayı, çalışmaların Olestra içeren gıdaların uzun süre tüketiminin güvenliğini izlemeye devam etmeleri gerekecektir. Bu arada, gıda ürünlerinin şu anki güvenlik kaygılarını gösterecek şekilde etiketlenmesi gerekir.

Yağ neden yiyeceklerden çıkartamıyor?
Yağ, yiyeceğin tadı ve besin dokusunun korunması için gereklidir. Yağın yiyeceği gevrek ve kıtır yapmayı sağlamasında ve pişirme esnasında doku katmasında da önemli yeri vardır. Tamamen ortadan kaldırıldığında, yiyeceğin bütün özelliği değişecektir ve tadından daha az zevk alınacaktır.

Ayrıca yağ yerine kullanılan bu ilave maddeler, pazarda yerlerini buldular ve daha birçoğu önümüzdeki yıllarda muhtemelen boy gösterecekler. Tüketici talebi yeni seçenek ve yeni çeşitlerin ortaya çıkmasına neden olur. Şu anda birçok yağ yerine kullanılan madde, geliştirme aşamasında ancak tüketici ilgisi sürdüğü müd­detçe bunlar büyük bir olasılıkla yemeklerimizde de yerlerini alacaklardır.

Güvenlik kaygıları
Tüketiciler, şeker ve yağ yerine kullanılan maddelerin güvenliği konusunda kaygılanmaya devam ediyorlar. Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi (FDA) her yeni kul­lanılan ikame maddesi üzerinde kapsamlı çalışmaları gerekli kılmaktadır. Ürünler, amaçlanan kullanımı ve hedef kitlesi baz alınarak çalışılır. Zehirlilik, güvenlik sorunları, üreme, metabolizma, alerji ve kanser ile ilgili sorunlar FDA çalışmaların­da ele alınır. Buna ilave olarak FDA, ürünün nasıl yapıldığı ile nasıl işleneceğini ve kullanılacağını inceler. Bütün bu testler aracığıyla bu ürünlerin kullanımlarında kabul edilebilir sınırlarla ilgili saptama ve yönlendirmede bulunulur.

Tüketicilerin kendi ürün tüketimlerinden sorumlu olduklarını da aklınızdan çıkarmayın. Bir ürün güvenli olarak sunulsa ve reklamı yapılsa da hangi ürünlerin kendileri için işe yarayıp yaramayacağına karar vermek tüketicilere kalmıştır. Belirli bir ürünün kullanımının ardından ters tepkiler gözlenirse tüketiciler nedenini saptamak için yeterli özeni göstermelidirler.

Ancak çok şekerli ve yağlı yiyecekleri de içeren diyetlere ilave olarak değil de sadece bir ikame maddesi olarak kullanılan bu besinler, gerçekten birçok tüketici için yararlı olabilir. Yine de bütün bir sağlıklı yeme planının parçası olarak bu ikame maddeleri günlük beslenmedeki toplam kaloriyi ve yağı düşürecek etkili bir yol sunabilirler.

Yağ yerine geçen maddeler, uygun şekilde kullanılırsa yararlı olabilirler. Örneğin bir yemek kaşığı normal mayonez yerine yağsız mayonez kullanılırsa kalori miktarı 100 kaloriden 10 kaloriye ve yağ miktarı 11 gramdan 0 grama düşebilir.

Toplam şeker ve yağ kalorisini düşürmek
Uygun şekilde planlanılırsa diyetteki toplam şeker ve yağ miktarını azaltmak mümkündür. Ancak sizin iyi beslenme alışkanlıkları ile ilgili bilginiz bu ürünleri seçerken aklınızdan çıkarsa bu mümkün olmaz. Daha az şekerli ve daha az yağlı yiyeceklerin her zaman düşük kalorili olduğunu sanmayın Gerçekte birçok yiye­cek, lezzeti, yapıyı ve dokuyu telafi etmek için sıklıkla toplam kalori değerinde küçük değişikliklere yol açan ve şekerin diğer biçimleri ya da şekerin kendisi gibi diğer kalori üreten gıdalardan yeterli ölçüde sağlar. Bal ya da fruktoz, çay şekeri­nin yerine konulursa kaloriniz değişmeyecektir. “Light” yazan ürünlerin her zaman düşük kalorili olduğu sonucuna varmayın. Bazen sadece rengi ya da dokusu açısından daha light olabilir. Farkı görmek için besin etiketlerini karşılaştırın.

Porsiyonlara dikkat edin
Ayrıca, porsiyon büyüklüklerine dikkat edin. Bir ürünün sadece daha az şe­kerli ya da daha az yağlı olması, iki kat fazla yemenize yeşil ışık yakmaz. Bu en başta amacınızı boşa çıkarmayacak mıdır? Eğer bir yiyecek sizi tatmin etmiyorsa bu yiyeceği sırf daha az yağlı olduğu için yemeyin. Salatanızda sevmediğiniz az-yağlı salata sosundan 2 yemek kaşığı kullanmak ve kendinizi salatayı yemeye zor­lamak ya da belki hiç yememek yerine 1 yemek kaşığı normal salata sosu katarak salatadaki sebzelerin tadının ve çeşitliliğinin keyfini çıkarmak daha mantıklı olur.

Resmi kurumlar, her yaşta insan için şeker ve yağ yerine kullanılan maddelerin güvenliğini araştırır. Çocuklar büyüdükleri ve yağ içeren çeşitli gıdalara gereksinim duydukları için diyetlerine bolca ikame maddesi dahil edilmemelidir. İkame maddesi içeren gıdaların makul tüketimi zararlı olmayacaktır ancak bu gıdalar, gerekli bütün besin gruplarında yer alan besinlerin dengeli bir bileşiminin yerini almamalıdır.

Günlük besinimizdeki şeker ve yağ miktarını azaltma talebinden dolayı şeker ve yağ yerine kullanılan maddeler sürekli araştırılmaktadır. Düşük-kalorili tat­landırıcılar ve yağ yerine kullanılan maddeler, toplam kalori ve yağ tüketimini kontrol etmek üzere misyonunuzda ayrı bir yere sahiptir. Ancak tüketicilerin neyin, nasıl en iyi şekilde kullanıldığını anlamaları gerekir. Sadece bir ürün de şeker ya da yağ yerine geçen madde kullanılması, bunu bir diyet yiyeceği ya da bol miktarlarda yenebilen bir yiyecek yapmaz.

İkamelerle yapılan birçok yiyecek, az miktarda doygunluk değeri ile birlikte besin içeriği sağlamaz ya da çok az besin içeriği sağlar ve sıklıkla kişinin genel iştahını artırır. Tipik olarak ikame maddesi içeren birçok yiyecek; hazır yiyecekler, cips, fırınlanmış ürünler, tatlılar ve meşrubatlar gibi az besin değeri içerenlerdir. Bu yiyecekler yağsız protein kaynakları, her çeşit tahıl, meyve, sebze ve süt ve süt ürünleri gibi daha sağlıklı seçimlerin yerini almamalıdır. Bu tipte yiyeceklerin aşırı tüketimi daha büyük miktarlarda yemeyle sonuçlanır ya da daha fazla yemeye neden olabilir. Tüketiciler ne yediklerinin farkında olmalı ve tüm diyetlerine uya­cak akıllı seçimler yapmalıdırlar.

{lang: 'tr'}

« Older PostsNewer Posts »