Kategoriler
- Ağız ve Diş Sağlığı
- Alternatif Tedavi
- Anne Çocuk
- Astroloji
- Bağımlılıklar
- Bebek ve Çocuk
- Beslenme
- Bulaşıcı Hastalıklar
- Cilt Hastalıkları
- Cilt Sağlığı
- Cilt Sorunları
- Cinsel Sağlık
- Cinsel Yaşam
- Çocuk Sağlığı
- Dahiliye
- Diş Sağlığı
- Diyetler
- Düsük
- Egzersiz
- Erkek İsimleri
- Erkek Sağlığı
- Estetik
- Evlilik
- Fizik Tedavi
- Galeri
- Gebelik
- Gebelik ve Cinsellik
- Genel
- Genel Bilgiler
- Genel ve Estetik Cerrahi
- Göğüs Hastalıkları
- Göz Hastalıkları
- Güzellik
- Hafta Hafta Gebelik (Hamilelik)
- Hamilelik-Gebelik
- Hastalıklar
- İlk Yardım
- Kadın
- Kadın Sağlığı
- Kanser
- Kategorilenmemiş
- Kulak Burun Boğaz
- Ortopedi
- Psikolojik Sağlık
- Ruh Sağlığı
- Sağlık
- Saglık Haberleri
- Sağlık Konuları
- Saglık Makaleleri
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yaşam
- Sağlıklı Yemekler
- Şeker Hastalığı
- Şifalı Bitkiler
- Sigaranın Zararları
- Tedaviler
- Tüp Bebek
- Üroloji
- Uyku Bozuklukları
- Vitaminler
- Yemek Tarifleri
Bağlantılar
- Epilasyon
- Evlilik Rehberi
- Kampanyalar
- Sağlık Destek Forumu
- Şekerpare tatlı tarifleri
- Tavsiye Forumu
- Yemek Tarifleri
Listeler
Bel fıtığı
16/01/11
Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder. Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında da anulus fıbrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.
Bel fıtığı nasıl oluşur ?
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.
Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir. Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffîizyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı 90 iken, çocuklarda bu oran 80′e, yetişkinlerde ise 50-60′a düşer. Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon da eşlik eder. Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi yapan destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir.
Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Öyle aileler vardır ki dedesini, babasını ve çeşitli yakın akrabalarını bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik bir yönünün olduğu da söylenebilir.
Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve sigara kullanımı, diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.
Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır. Böyle bir durumda bel fıtığının nasıl kolayca teşekkül edebileceğini aşağıdaki şekiller sade bir tarzda izah etmektedir.
Bel fıtığı belirtileri
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikâyettir. Fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir. Hareket kısıtlılığı, topallayarak yürüme, vücudun bir tarafa doğru çarpılması gözlemlenebilir. Ağrıyla birlikte bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı ve incelme (atrofi) görülebilir. Sinirlere genişçe basan fıtıklarda cinsel fonksiyonların kaybı da söz konusu olabilir.
Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda felce doğru gidiş ortaya çıkabilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir. Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı öksürmekle, yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.
Bel fıtığının ters tarafta olması
Bel fıtığı hastalarında şikayetler genellikle fıtığın olduğu tarafta görülür. Fakat bazı hastalar vardır ki, bel fıtığı bir tarafta olduğu halde şikâyetleri karşı taraftadır. Meselâ yapılan tetkikler neticesinde diskin sağ tarafa doğru fıtıklaştığı net olarak tespit edilir fakat hastanın ağrı, uyuşma, his kaybı gibi belirti ve bulguları sol bacağındadır. Tabi ki bunun tersi de söz konusu olabilir.
Bu durumdaki hastalara günlük hekimlik pratiğimiz esnasında çok nadir rastlamaktayız. Konunun bilimsel izahı mümkün olduğundan karşılaştığımız tablo bizi hiç şaşırtmamakta ve yaptığımız açıklamalar neticesinde hasta da durumunu öğrenip rahatlamaktadır.
Burada sıkışan yine sinir elemanlarıdır. Disk sağ veya sol taraftan kanala doğru taşarak sinirleri itmekte ve karşı tarafta sıkıştırmaktadır. Fıtıklaşan diskin karşı tarafındaki faset eklemi normalden büyükse veya karşı taraftaki kemik yapının yüzeyinde düzensizlikler varsa sinirler o tarafta daha kolay basıya maruz kalmaktadır (Şekil 3 ve 4). Böylece hastanın şikâyetleri karşı tarafta ortaya çıkmaktadır. Ancak doktor, tedavisini fıtıklaşan diske göre planlamakta ve operasyon söz konusu ise bunu fıtıklaşan taraftan gerçekleştirmektedir. Neticede fıtıklaşan disk boşaltıldığında hastanın karşı tarafta olan şikâyetleri de sona ermektedir.
Kimlerde görülür ?
Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık 80′i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.
Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.
Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.
Hastalığa yanlış yaklaşımlar
İnsanların büyük bir kısmı maalesef hastalıkları konusunda yeterli bilince sahip değiller. Ağrı içinde kıvranırken doktora gitmeyi tercih etmiyorlar da hiçbir bilimsel temele dayanmayan birtakım yöntemlere başvuruyorlar. Beline bal, incir, balık bağlatan hastalardan tutun da, cildini ciddi şekilde kestiren, yaktıran, sülük koyan veya bilinçsizce çektiren hastalara kadar yüzlerce bilim dışı uygulamaya şahit olmaktayız. Halbuki bel fıtığı bir çeşit değildir ve hastalığın değişik safhalarında farklı tedavi metotlarını uygulamak gerekmektedir. Neticede basit bir tedavi ile iyileşmesi mümkün iken, bilinçsizce yapılan uygulamalar sonucu ameliyatlık hale gelmiş hastalarla sık sık karşılaşmaktayız.
Bu konu ciddi bir problemdir. Ancak problemin çözümünde başta biz doktorlar olmak üzere herkese önemli görevler düşmektedir. Eğitim kurumları ve medyanın halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi noktasında daha aktif bir tavır ortaya koyması gerekmektedir.
Bel fıtığından korunmak
Günümüzde tıp dev adımlarla ilerlemekte ve birçok hastalığın çaresi bulunmaktadır. Buna rağmen diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına da yakalanmamak en iyisidir. Yani tedbirler hastalıkla karşılaşmadan önce alınmalıdır. Maalesef insanlar sağlık gibi önemli bir nimetin kıymetini ancak onu kaybettiklerinde anlamaktadırlar. Fakat sağlık bir kez kaybedildiğinde tekrar kazanılması çok zor olmakta, bazen de bu mümkün olamamaktadır. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan önce bilmeliyiz.
Bel sağlığını korumak için kişi ; hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamak, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalıdır. Belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalıdır. Meselâ telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır.
Riskli pozisyonlar
Günlük aktivitelerimiz esnasında vücudumuzun dikey veya yatay konumda aldığı çeşitli pozisyonlar ve beraberinde ortaya konan faaliyetin şekli bel fıtığına yakalanma riskini önemli oranda artırır veya azaltır.
İnsanın dikey pozisyonda bulunması omurganın alt kısımlarını önemli miktarda basınç altında bırakır. Çünkü bu kısmın yukarısında yer alan tüm vücut ağırlığı birkaç santimetre karelik dar bir omur parçası üzerine biner ve bu küçük kısım tarafından taşınır. Buna karşılık vücudun dik değil de desteksiz bir tarzda eğik pozisyona gelmesi, yani düşey olarak orta hattan sapması beldeki omurlar üzerine binen yükü, yani basıncı bariz şekilde daha da artırır.
Yapılan bilimsel araştırmalarda beldeki diskin içerisine basınç ölçebilen bir cihazla girilmiş ve çeşitli vücut pozisyonlarının diskteki basıncı ne şekilde etkilediği araştırılmıştır. Görülmüştür ki, burada bele en az yükün bindiği pozisyon, kişinin sırt üstü yattığı ve bacaklarının altım bir cisimle destekleyerek hafifçe yükselttiği pozisyondur. Ayrıca sandalyede desteksiz otururken bele binen yük, ayakta dik olarak dururken bele binen yükten daha fazladır.
Halbuki insanlar bunun tam tersinin doğru olduğunu zannederler. Neticede ayakta dik pozisyonda dururken bele binen yükün gerçekte daha az, otururken daha fazla olduğu bilinmelidir. Bu pozisyondan daha kötüsü, yani belde bulunan disklerde-ki basıncı daha da artıran durum, sandalyede otururken öne doğru eğilerek yerden bir cismi almaktır. En kötüsü ise ayakta dururken öne doğru eğilerek dizler düz konumda yerdeki bir ağırlığı kaldırmaktır. Bu durumda kaldırılan ağırlığın miktarı arttıkça bel fıtığına yakalanma riski de giderek artacaktır.
Oturur pozisyonda iken kişi arkasına bir destek koyarsa veya oturduğu sandalyenin arka kısmını geriye doğru tedrici olarak yatırmaya başlarsa, bele binen yük de giderek azalacak ve bel bu durumda çok daha rahatlamış olacaktır.
Öksürmek, gerinmek veya kahkaha ile gülmek ise belde yer alan disklerdeki basıncı bariz şekilde artırır. Şikâyetleri bir öksürmeyi takiben başlayan pek çok hasta ile karşılaşmaktayız.
Sağlıklı bir bele sahip olmak için günlük yaşantımızda riskli pozisyonlardan daima uzak durmalıyız.
Teşhis
Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Yani bel ve bacak ağrısı bulunan her hastaya “Mutlaka bel fıtığıdır” peşin hükmü ile yaklaşmak doğru değildir. Bel fıtığını taklit eden pek çok hastalık vardır. Basit bir spor yaralanmasından romatizmaya, enfeksiyon hastalıklarından kansere ve bel kaymasına kadar birçok hastalık bel ve/veya bacak ağrısıyla seyredebilir. Bu sebeple önce teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten, geçer. Bunun için de ilgili uzman hekime müracaat etmek gerekir. Hekim hastanın şikâyetlerini dinleyecek, muayenesini yapacak ve hastalığıyla ilgili tüm tetkik ve tahlilleri isteyecektir.
Bel ağrısının araştırılmasında düz röntgen filmlerinin önemi günümüzde azalmıştır. Hastanın radyasyona maruz kalmasına yol açan bu teknik ancak belirli durumlarda tercih edilmektedir. Belden iğne yapılıp içeriye kontrast madde verildikten sonra film çekilmesi tekniği (myelografi) de giderek daha az kullanılmaktadır. Çünkü günümüzde görüntüleme teknikleri çok ilerlemiş ve artık hastanın belinden iğne yapılmasına gerek kalmayacak seviyeye gelmiştir. Aslında noniyonik kontrast maddelerin kullanım alanına girmesi iğne tekniğinin yan etkilerini hayli azaltmıştır. Fakat buna rağmen bizzat iğne tekniğinin kendi yan etkileri olabildiğinden dolayı myelografiden mümkün mertebe uzak durmakta yarar vardır. Bunun yerine güçlü manyetik rezonans cihazları tercih edilmelidir.
Bel fıtığının teşhis ve ayırıcı teşhisinde EMG dediğimiz tetkik yöntemi de yararlıdır. Çünkü bu yöntem ile hastada bulunan bozuklukların sinir dokusuna mı, yoksa kas dokusuna mı ait olduğu ortaya konabilmekte, diğer hastalıkların bel fıtığından ayırımı yapılabilmektedir. Bası altında kalan sinirlerde hasar olup olmadığı, varsa hasarın derecesi hakkında da fikir vermektedir. Bazı durumlarda bu teknik, cerrahın ameliyat kararını bile etkileyebilmektedir.
Bel ve/veya bacak ağrısı bulunan bir hastada bazen bilgisayarlı tomografi, genellikle de manyetik rezonans gibi ileri tetkik yöntemlerine başvurulur.
Manyetik rezonans görüntüleme metodu teşhiste ve ayırıcı teşhiste büyük kolaylıklar sağlar. Ayrıca hastanın x-ışını almaması ve çeşitli planlardaki üstün görüntüleme yeteneği; omurilik, sinirler ve diğer yumuşak dokuları net bir şekilde görüntüleyebilmesi manyetik rezonansı giderek daha da öne çıkarmaktadır.
Ancak kemik dokusuyla ilgili patalojilerde bilgisayarlı tomografinin daha iyi görüntü sağladığı göz önüne alınarak bazı durumlarda her iki teşhis metodu beraberce kullanılabilir.
Manyetik rezonansın bu kadar yararlı bir yöntem olmasına karşılık elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi büyük bir tecrübe ister. Yanlış yorumlar yanlış tedavi şekillerine yol açar. Sıklıkla rastladığımız hafif disk bombeleşmesi bel fıtığı olarak yorumlanırsa, tedavinin şekli tamamen değişik bir yöne doğru gidebilecektir.
Özellikle ameliyat sonrası dönemde gerçekleştirilen çekimlerden elde edilen görüntülerin yorumlanması tecrübe gerektirir. Muayene bulguları ile tetkiklerden elde edilen neticeler beraberce kılı kırk yararcasına hassas bir tarzda değerlendirilecek ve net bir teşhise vardıktan sonra tedaviye geçilecektir. Manyetik rezonans tetkikinde bel fıtığı görüldü diye ameliyat kararı vermek bazen yanıltıcı olabilir. Elde edilen görüntüler mutlaka klinik bulgularla desteklenmeli, aralarında uyum aranmalı ve uyum yoksa bu izah edilmelidir.
Bazen bel fıtığı ile hayati önem arzeden diğer birtakım hastalıkların ayırıcı teşhisini yapabilmek için kemik sintigrafısi gerekebilir.
Kemiklerin kuvvet ve yoğunluğu hakkında fikir edinmek ve osteoporoz teşhisini kesinleştirmek amacıyla kemik yoğunluk ölçümlerine de başvurulabilir.
Ayırıcı teşhis için kan ve idrar incelemeleri yapılabilir.
Neticede yapılan muayene, tetkik ve tahliller sonucunda hastanın bel fıtığı olup olmadığı, bel fıtığı ise hangi safhada bulunduğu net bir şekilde ortaya konacaktır. Yani bel fıtığı teşhisinin konmuş olması yeterli değildir. Hastalığın safhasını da tespit etmek gerekir. Çünkü tedavinin şekli buna göre değişecektir.
Bazı hastalar dar mekânlara girdiklerinde büyük sıkıntı çekmekte ve rahatsız olmaktadırlar. Bu kişiler için açık tip manyetik rezonans cihazları geliştirilmiştir. Ayrıca klasik tipteki cihazlarda da gerekli tedbirler alınarak bu hastaların tetkikleri yapılabilmektedir
Manyetik rezonans görüntüleme metodu ile teşhiste büyük bir aşama kaydedilmiştir.
Incoming search terms:
- bel fıtğı hastalığı
- bel fıtığı hastalığı
a.İğne, sokulan yerde kalmışsa, bunun yavaşça ve dikkatle dışarı çekilmesi gerekli olacaktır. İğnenin alınırken kırılmaması çok önemlidir.
b.Eğer bir kişinin bir ısırmaya karşı allerjik olduğu bilinmekteyse ve ısırma kol veya bacakta olmuşsa, ışınlan yerin üst kısmına sıkı bir sargı (turnike) yerleştirilmesi iyi olur. Böylece zehir vücuda daha yavaş yayılacaktır. Sıkı sargı yirmi dakika yerinde kaldıktan sonra bunu çözün, on dakika sonra yeniden koyun ve bu usûle birkaç kez devam edin.
c.Fazla şişkinlik meydana gelirse doktora başvurulması gerekir. Doktor bu hallerde antiallerjik ilâçlar verecek veya ısırmanın tesirlerini izale etmek için başka metotlara başvuracaktır.
d.Işınlan veya sokulan yerin kaşınmaması önemlidir; çünkü kaşınma ikinci bir enfeksiyona neden olabilecek ve zehirin daha büyük ölçüde yayılmasına yol açacaktır.
Ruh sağlığı bazı durumlarda beden sağlığından bile daha önemlidir. Çünkü bedenen engelli olan bir insan bazı işleri yapamayabilir ancak aklen ve ruhen sağlıklı olduğu için düşünebilir,mutlu, huzurlu olabilir, şartlan kısıtlı da olsa üretebilir, çevresine güven ve huzur verebilir, mutlu, rahat, dengeli bir yaşam sürebilir. Oysa fiziken hiçbir kusuru ve bedeni hastalığı olmamasına rağmen ruh sağlığı bozuk olan bir kişi hem kendisi hem de çevresine rahatsızlık verir. Maddi imkanları geniş olsa da, iyi bir eğitimi ve işi olsa da, geniş bir çevresi bulunsa da aklen sağlıksız olduğu için mutlu olamaz. Her şeyden önce kendi içinde sürekli huzursuz, rahatsız, sıkıntılı bir yaşam sürdüğü için mutsuzdur. Sürekli sorunları vardır. Bundan ötürü vakti, imkanı, bedeni gücü yerinde olsa da yaptığı işten verim alamaz, bir şeyler üretemez, konsantre olamaz, faydalı faaliyetlerde bulunamaz, derslerinde başarılı olamaz, çevresiyle uyumlu olamaz, insanlarla diyalog kuramaz… Ruh sağlığının bozulmasından kaynaklanan sorunlar çok daha uzun anlatılabilir. Burada önemli olan nelere yol açabileceğinin bilinmesidir. Ruh sağlığı bozulan bir insanda bunların hepsi görülecek diye bir kural elbette ki yoktur. Ancak ruh sağlığının bozulmasının bunlara sebep olabileceğini bilmek gerekir. Ayrıca ruh sağlığının bozulması demek o kişiye hemen mutlaka bir ruh hastalığı teşhisi konulması demek değildir. Bunların ön aşamaları vardır. Örneğin dengesiz ya da tutarsız bir yapı sergilemek bu kişiyi güvenilmez yapar. Evde ailesi, okulda arkadaşları ve öğretmenleri bu kişiye elbette tedirginlikle yaklaşırlar. Ona her sorumluluğu rahatlıkla veremezler. Yanında her konuyu konuşamazlar. Emanet veremezler. Üstelik böyle bir kişinin sürekli takip edilip, kollanması gerekir. Çünkü ne zaman ne yapacağı, neye ne şekilde tepki vereceği belli olmaz. Bir konuşma sırasında geçen bir sözden etkilenip delice bir harekette bulunabilirler. Derste işlenen bir konudan etkilenip umulmadık bir şey yapabilirler. Bu tür kişilerin yanlarında dikkatli olmak gerekir. Onların psikolojilerini bozmayacak, onları olumsuz etkilemeyecek, onları yanlış düşüncelere sevk etmeyecek şekilde hareket etmek gerekir. Bu da elbette ki o kişinin yanındakileri huzursuz eder. Burada kastedilen, ciddi ruh hastalıkları değildir. Çünkü ruh hastalıkları elde olmayan rahatsızlıklardır. Ancak gençlerde görülen dengesiz, aşırı, hırçın, kaprisli, güven vermeyen, sorunlu, bunalımlı ruh hallerinin çözümü vardır. Burada tenkit edilen de budur. Bunun önüne geçmek, bu ruh halinden kurtulmak, daha dengeli, huzurlu, güven veren, sağlıklı bir yapıya kavuşmak elbette ki mümkündür. Bu kitapta amaçlanan da budur. Gençlerde yaygm olarak görülen bu ruh halinin normal karşılanmasını önlemek, siz gençlere eğer isterseniz çok aklı başmda, huzurlu, dengeli, sağlıklı bir ruha sahip olabileceğinizi anlatmak ve bunun yollarını göstermektir. Dengesizlikten kastedilen de yine gençler arasında yaygın olan bu ruh halidir. Bundan kurtulmak isteyenlere bunun mümkün olduğunu anlatmaktır.
Ayrıca şunu da unutmayın ki bu yaşlarda nasıl bir kişilik geliştirir, nasıl bir ruh haline sahip olursanız, ilerideki kişiliğinizi, ruhsal yapmızı bunun üzerine bina etmiş olursunuz. Her zaman herkes için değişme yolu açıktır. Bu yol açıktır ancak her insan değişime açık olmadığı için çoğu kişi gençlik yıllarında elde ettiği yapıyı korur ve bunu tamamen değiştirmek yerine bunun üzerine bir şeyler kurar. Dolayısıyla gençlik döneminde elde ettiği yapıyı muhafaza eden insanlar çoktur. Aynı yapının ileriki yıllara taşındığım düşünsenize. Böyle bir insana ne iş hayatında ne aile ortamında ne de toplumsal ilişkilerinde güven duyulmayacağı, böyle bir kişiye emanet verilemeyeceği, sorumluluk yüklenemeyeceği açıktır. Tabi ki aslında hiç kimse böyle bir duruma gelmek istemez. Bu nedenle daha yaşım erken, henüz önümde uzun yıllar var, diye düşünmeyin. Şimdiden dengeli, aklı başında, ruh sağlığı yerinde bir insan olun. Bu tamamen sizin elinizde.
Önceki bölümde anlatılanları uygularsanız, dengeli aklı başında insan olmayı gerçekten isterseniz rahatlıkla bunu elde edebilirsiniz. Ama bunalımlı ruh halinden zevk alıyorsanız, ailenizi ve çevrenizi üzmek, tedirgin etmek sizi rahatsız etmiyorsa, sorunlu insan olmayı kendinize yakıştırıyorsanız, tartışmadan, çekişmeden zevk alıyorsanız o zaman bu şekilde yaşamaya devam edebilirsiniz. Fakat kendisine saygı duyan bir insanın aklı başında olmayı tercih edeceği açıktır.
Ruh sağlığınız güçlü olursa ileride diğer insanların yetişmesine de katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin öğretmen, eğitimci, akademisyen, psikolog vb. mesleklere sahip olabilirsiniz. Fakat daha kendisini eğitememiş, kendisini değiştirememiş bir insanın, kendi üzerinde otokontrolü olmayan bir kişinin başkasını eğitmesi ya da değiştirmesi de mümkün olmayacaktır.
Kanserin genel olarak tedavisi
18/12/10
Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser tedavileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.
Kanserde üç ana tedavi türü vardır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açısından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türlerinde çok farklı tedaviler uygulanabilir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki normal dokulara hasar vermeden, kanser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt verebilir.
Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bozukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksiyonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.
Pek çok hastada tedavilerin birlikte kullanılması (kombinasyon tedavisi) tamamen iyileşme şansı verir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastaneye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmektedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildiğini bilmek ve anlamak ister.
TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedavinin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek daha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kansere görece erken evrelerde tanı konulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiyle sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.
Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş ölçüde yayılmış olduğu açıkça görülürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptanamayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz olsa da, sayısı giderek artan bir azınlıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak yayılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine karşı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.
Tamamen iyileştirmeyi hedefleyen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefleyen tedaviler ise “palyatif (hafifletici) olarak tanımlanabilir. Kanser tedavileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıklarında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygulanır ve bu nedenle hastalar tarafından çok daha iyi tolere edilirler.
Tamamen iyileşme hedeflendiğinde, ciddi yan etki riski göze alınabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hastalığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça ortaya konulmalıdır. Öte yandan bir tedavinin palyatif olması, kansere karşı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.
Kanserde tedavi seçenekleri değerlendirilirken ya da tedavi uygulanırken, belirtilerin de dikkate alınması önem taşır. Tedavi bazı belirtiler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulunabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan başka pek çok yöntem vardır. Genellikle oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastanede kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişilerdir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntemlerle giderilmesi gerekir.
Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı giderek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakımevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda palyatif tıpta ve bakımevi benzeri kurumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri evrede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakalarında da yararlı olabileceği unutulmamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belirtilerin nedeni ne olursa olsun, palyatif bakım olanağından yararlanabilmelidir.
Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken doktorunuz bunun sizin gereksinimlerinize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mikroskop altındaki görünümleri, boyutları, yaygınlık dereceleri ve davranışları arasında çok büyük farklılıklar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konunun dikkate alınması gerekir.
Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoşnutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uzman olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzmanlar sık sık bir araya gelip son araştırma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemektedir. Bunun sonucunda, belirli kanser tipleri için en iyi tedavi yaklaşımlarını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Tüm kanser tedavilerinde yan etkiler vardır. Küçük ameliyatların, düşük dozlu radyoterapilerin ve herhangi bir ciddi rahatsızlığa yol açmayan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve normal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta küçük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.
Size önerilen tedavi büyük ölçüde kanserinizin özelliklerine, konumuna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yaratacağı risk ve potansiyel yararların dikkatle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyileşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere katlanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavantajlarının dikkate alınması gerekecektir. Yaşınız ve genel sağlık durumunuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir hastanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.
Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedefleyen bir tedavi uygulamamaktır. Kimi zaman bu seçim var olan tedavilerin bazı kanserlerde etkili olmaması ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğundan tedavi uygulanmaz.
TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi sonuçlar alınmasının bir nedeni de farklı tedavi türlerinin dikkatli bir biçimde birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek olarak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kanseri tamamen temizlemeyi başaramaması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metastazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen ortadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuzda etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç tedavisi de yarar sağlar.
Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı verilmektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve bazen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin oldukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm memeyi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterince küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ameliyata uygun olmayan büyük bir rektum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.
Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde gerçekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameliyat ya da yoğun kemoterapi uygulanacaksa bu girişimleri uygulayabilecek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.
Modern radyoterapi için son derece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yapmaktadır; bu nedenle kanser merkezlerinin büyük kasaba ya da kentlerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve deneyime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlendiğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) güven vericidir.
Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan tedavilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.
Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aşağıdaki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.
•Onkologlar: Kanserde radyoterapi ya da ilaç tedavisi konusunda uzmanlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanlaşırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları konusunda uzman olan ve lösemi, olasılıkla da lenfoma ya da miyelom tedavisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: Özellikle daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altında tutulması konusunda uzmanlaşmış doktordur.
Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uzman birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için düzenli toplantılar yapmaları artık gündelik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üzere diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alınmalıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.
Genellikle kanserli hastaların tedavisini yukarıda tanımlanan uzmanlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavide rol alır.
Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktorlardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve tarama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygulayabilir.
Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulanmasını istedikleri radyoterapiyi verme konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eğitim görürler ve sıklıkla bazı destekleyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.
Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyoterapist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri maddi olanaksızlık durumunda neler yapabileceğiniz ve nereye başvurabileceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.
Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınızda gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hastalarına istedikleri kadar zaman ayıramıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.
Uzmanınız genellikle o anki belirtiler, genel sağlık durumunuz, geçmişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız konusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sosyal kaygılarınızı da dile getirmelisiniz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bilgilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.
Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bulunmadan önce duygularınızı öğrenmek isteyecektir. İlk ya da başlangıçtaki görüşmeler büyük önem taşır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soruyu sormalı ve tüm kaygılarınızı açıklamalısınız. Sormak istediğiniz soruları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunuzun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek istedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasında farklılıklar vardır. Bir hasta herhangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkileri size açıklamaktan mutluluk duyacaktır.
Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi tercih ederken, bazıları daha baştan ayrıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bilmek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça ortaya koymadığınız sürece bunu yapamazlar.
Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınızda tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurmanız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getirmeniz iyi olur. Bazı hastalar kısa notlar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu doğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.
Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, durumu tanımlamakta sıkça kullanılan bazı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sırasında ya da sonrasında kanserin küçülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genellikle kanserde belirgin küçülme olması gerekir. Vücutta hiç kanser belirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durumlarda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kanserler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.
Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeniden ortaya çıkmasını tanımlayan terimlerdir. Yineleme ilk tümör bölgesinde olmuşsa “yerel” (lokal), metastazlara bağlı ise “uzak” olarak tanımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü düşünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yaklaşım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hastanın özgül koşullarına bağlıdır.
İkinci görüş
Her zaman başka bir uzmandan ikinci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgilenen uzmanlar, hastanın ikinci bir görüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın kendisi ikinci bir görüş alınmasını önerebilir.
Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sürede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzmanlığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği birisinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı olması, ikincinin daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden önce genellikle hastadan bir onay belgesi imzalaması istenir. Bu onay, size tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da yazılı olarak verilmesini de zorunlu kılar. Onay belgelerinin bir amacı hastaların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hastaneyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabileceğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste verildiğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerinden çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorlarının yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.
Kanser tedavilerinin büyük bölümünde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok zarar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşkusuzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.
Yağı yemekten çıkarmak
Yağ, yemeğimizden çıkarması zor bir gıdadır. Sadece günlük besinin gerekli bir bileşeni değildir; yemeklerimize tat, kıvam, katılık ve lezzet katar. Uygun büyüme ve gelişme için diyetimizde yağa gereksinim vardır ve yağ, genel sağlığın iyi şekilde korunması için önemlidir. Ek olarak yağa, yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) vücudun her yerine taşınması ve onların emilimine yardımcı olması için gereksinim duyarız.
Yine de gıda imalatçıları bu pazara girme ihtiyacı hissetmektedirler ve gıda ürünlerimiz arasına sıklıkla yağ yerine kullanılanlar olarak adlandırılan uygun yağ ikame maddeleri sunarlar. İyi bir fikir gibi görünüyor! Yağın gerçek yararını, aşırı kilo almaya yol açan bütün o kaloriler olmadan sunmak harika olmaz mı?
Son yıllarda az yağlı, yağı azaltılmış ve yağsız ürünlerde bir bolluk yaşanmaktadır. Asıl maksat, bu ürünlerin kullanımıyla yağ alımının (ve belki aşırı kalori ve kilonun) azaltılmasına yardımcı olmaktı. Ancak nüfusumuz son yıllarda inceleceği yerde tam tersi kalınlaştı. Bu neden oldu?
Gelin, yağ yerine kullanılan maddeler hakkında daha fazla şey öğrenelim.
Yağ yetine kullanılan madde çeşitleri
Tıpkı şeker yerine kullanılan maddeler gibi yağ yerine kullanılan maddelerin de birkaç çeşidi pazara sunuldu. Şu anda üç farklı türde ikame maddesi bulunmaktadır: karbonhidrat, protein ve yağ kökenli maddeler. Yağ yerine geçen bu maddeler yağ yemenin lezzetini, tadını ve duygusunu verirken gıdanın toplam yağ içeriğini azaltmaya yardımcı olması için yapılmıştır. Ancak şu zamana kadar hiç kimse, yağın kendisinin sunduğu önemde bir ikame maddesinin özelliklerini kanıtlamamıştır.
Karbonhidrat kökenli yağ yerine kullanılan maddeler
Besin dengeleyicisi olarak kullanılan ve eski bir selüloz-jel olan yağ ikame maddesi (1960′ların ortalarında) Avisel adı verilen karbonhidrat kökenli bir üründü. Bir deniz yosunu türevi olan Karagenan, Lites ile Dektsrin, sakız ve nişasta gibi ürünler de kullanılmaktaydı. Karbonhidrat kökenli ikame maddeleri, günlük besine yağ gibi hacim veren koyulaştırıcılardan yapılır. Karşılaştırabilir miktarlar tüketildiği sürece, yağ kalorilerinin yarısından çoğunu azaltmak suretiyle, gram başına yağdan gelen 9 kalori ile karşılaştırıldığında bu ikame maddelerinin kalori değerleri gram başına 0 ile 4 kalori arasında değişir. Bu ikame maddeleri öğle yemeği eti, salata sosu, dondurulmuş tatlı, fırınlanmış ürünler ve şekerleme gibi çeşitli yiyeceklerde kullanılır ancak kızartmalar için uygun değildir.
Protein kökenli yağ yerine kullanılan maddeler
Protein kökenli yağ yerine kullanılan maddeler, 1990′ların başında bulundu ve sadece yiyeceklerdeki yağın yerini alması için tasarlandı. Bu ürünler, yumurta beyazı ya da yağsız sütten yapılır ve normal yağın yarısı kadar kalori sağlar. Birçok tüketiciye ticari ismi olan Simplesse ile tanıdık gelecek olan bunun gibi ürünler, özellikle yağ çıkarıldıktan sonra yiyeceğe kremsi bir kıvam katmaya yardımcı olur. Bu tür yağ yerine kullanılan maddeler tereyağı, lor, peynir, salata sosu, mayonez, fırınlanmış ürünler, cips, dondurulmuş tatlı, kahve kreması ve şekerleme gibi yiyeceklerde bulunur.
Yağ kökenli yağ yerine kullanılan maddeler
Okan da denilen yağ-kökenli ikame maddesi Olestra, özellikleriyle doğal yağa en yakın ikame maddesi olduğu için şimdiye kadarki en iyi seçenek olarak düşünüldü ancak kullanımı ile ilgili tartışmalar, onun umulduğu kadar popüler olmasını engelledi. Asıl olarak şeker ve bitkisel yağdan yapılan yağ yerine kullanılan bu madde, sindirilmesi fazlasıyla zor olan moleküllerden yapıldı. Hiçbir sindirim, emilimi olmuş yağ kalorisi ile sonuçlanmaz. Olestra içeren besin kaynakları, kek karışımları ve süt, süt ürünleri ile beraber patates cipsi, mısır cipsi, peynirli puf böreği ve kraker gibi tuzlu atıştırmaları kapsar. Olestra, kızartma yiyeceklerde de kullanılabilir.
Piyasaya sürüldüğünden beri sindirim sorunları, karın kasılmaları ve bağırsak rahatsızlıkları ile ilgili yan etkiler ortaya çıktı. Ayrıca, Olestra’nın yağda eriyen gerekli vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) emilimini azaltıcı etkisi ile ilgili kaygılar oluştu. Bu kaygılardan dolayı, çalışmaların Olestra içeren gıdaların uzun süre tüketiminin güvenliğini izlemeye devam etmeleri gerekecektir. Bu arada, gıda ürünlerinin şu anki güvenlik kaygılarını gösterecek şekilde etiketlenmesi gerekir.
Yağ neden yiyeceklerden çıkartamıyor?
Yağ, yiyeceğin tadı ve besin dokusunun korunması için gereklidir. Yağın yiyeceği gevrek ve kıtır yapmayı sağlamasında ve pişirme esnasında doku katmasında da önemli yeri vardır. Tamamen ortadan kaldırıldığında, yiyeceğin bütün özelliği değişecektir ve tadından daha az zevk alınacaktır.
Ayrıca yağ yerine kullanılan bu ilave maddeler, pazarda yerlerini buldular ve daha birçoğu önümüzdeki yıllarda muhtemelen boy gösterecekler. Tüketici talebi yeni seçenek ve yeni çeşitlerin ortaya çıkmasına neden olur. Şu anda birçok yağ yerine kullanılan madde, geliştirme aşamasında ancak tüketici ilgisi sürdüğü müddetçe bunlar büyük bir olasılıkla yemeklerimizde de yerlerini alacaklardır.
Güvenlik kaygıları
Tüketiciler, şeker ve yağ yerine kullanılan maddelerin güvenliği konusunda kaygılanmaya devam ediyorlar. Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi (FDA) her yeni kullanılan ikame maddesi üzerinde kapsamlı çalışmaları gerekli kılmaktadır. Ürünler, amaçlanan kullanımı ve hedef kitlesi baz alınarak çalışılır. Zehirlilik, güvenlik sorunları, üreme, metabolizma, alerji ve kanser ile ilgili sorunlar FDA çalışmalarında ele alınır. Buna ilave olarak FDA, ürünün nasıl yapıldığı ile nasıl işleneceğini ve kullanılacağını inceler. Bütün bu testler aracığıyla bu ürünlerin kullanımlarında kabul edilebilir sınırlarla ilgili saptama ve yönlendirmede bulunulur.
Tüketicilerin kendi ürün tüketimlerinden sorumlu olduklarını da aklınızdan çıkarmayın. Bir ürün güvenli olarak sunulsa ve reklamı yapılsa da hangi ürünlerin kendileri için işe yarayıp yaramayacağına karar vermek tüketicilere kalmıştır. Belirli bir ürünün kullanımının ardından ters tepkiler gözlenirse tüketiciler nedenini saptamak için yeterli özeni göstermelidirler.
Ancak çok şekerli ve yağlı yiyecekleri de içeren diyetlere ilave olarak değil de sadece bir ikame maddesi olarak kullanılan bu besinler, gerçekten birçok tüketici için yararlı olabilir. Yine de bütün bir sağlıklı yeme planının parçası olarak bu ikame maddeleri günlük beslenmedeki toplam kaloriyi ve yağı düşürecek etkili bir yol sunabilirler.
Yağ yerine geçen maddeler, uygun şekilde kullanılırsa yararlı olabilirler. Örneğin bir yemek kaşığı normal mayonez yerine yağsız mayonez kullanılırsa kalori miktarı 100 kaloriden 10 kaloriye ve yağ miktarı 11 gramdan 0 grama düşebilir.
Toplam şeker ve yağ kalorisini düşürmek
Uygun şekilde planlanılırsa diyetteki toplam şeker ve yağ miktarını azaltmak mümkündür. Ancak sizin iyi beslenme alışkanlıkları ile ilgili bilginiz bu ürünleri seçerken aklınızdan çıkarsa bu mümkün olmaz. Daha az şekerli ve daha az yağlı yiyeceklerin her zaman düşük kalorili olduğunu sanmayın Gerçekte birçok yiyecek, lezzeti, yapıyı ve dokuyu telafi etmek için sıklıkla toplam kalori değerinde küçük değişikliklere yol açan ve şekerin diğer biçimleri ya da şekerin kendisi gibi diğer kalori üreten gıdalardan yeterli ölçüde sağlar. Bal ya da fruktoz, çay şekerinin yerine konulursa kaloriniz değişmeyecektir. “Light” yazan ürünlerin her zaman düşük kalorili olduğu sonucuna varmayın. Bazen sadece rengi ya da dokusu açısından daha light olabilir. Farkı görmek için besin etiketlerini karşılaştırın.
Porsiyonlara dikkat edin
Ayrıca, porsiyon büyüklüklerine dikkat edin. Bir ürünün sadece daha az şekerli ya da daha az yağlı olması, iki kat fazla yemenize yeşil ışık yakmaz. Bu en başta amacınızı boşa çıkarmayacak mıdır? Eğer bir yiyecek sizi tatmin etmiyorsa bu yiyeceği sırf daha az yağlı olduğu için yemeyin. Salatanızda sevmediğiniz az-yağlı salata sosundan 2 yemek kaşığı kullanmak ve kendinizi salatayı yemeye zorlamak ya da belki hiç yememek yerine 1 yemek kaşığı normal salata sosu katarak salatadaki sebzelerin tadının ve çeşitliliğinin keyfini çıkarmak daha mantıklı olur.
Resmi kurumlar, her yaşta insan için şeker ve yağ yerine kullanılan maddelerin güvenliğini araştırır. Çocuklar büyüdükleri ve yağ içeren çeşitli gıdalara gereksinim duydukları için diyetlerine bolca ikame maddesi dahil edilmemelidir. İkame maddesi içeren gıdaların makul tüketimi zararlı olmayacaktır ancak bu gıdalar, gerekli bütün besin gruplarında yer alan besinlerin dengeli bir bileşiminin yerini almamalıdır.
Günlük besinimizdeki şeker ve yağ miktarını azaltma talebinden dolayı şeker ve yağ yerine kullanılan maddeler sürekli araştırılmaktadır. Düşük-kalorili tatlandırıcılar ve yağ yerine kullanılan maddeler, toplam kalori ve yağ tüketimini kontrol etmek üzere misyonunuzda ayrı bir yere sahiptir. Ancak tüketicilerin neyin, nasıl en iyi şekilde kullanıldığını anlamaları gerekir. Sadece bir ürün de şeker ya da yağ yerine geçen madde kullanılması, bunu bir diyet yiyeceği ya da bol miktarlarda yenebilen bir yiyecek yapmaz.
İkamelerle yapılan birçok yiyecek, az miktarda doygunluk değeri ile birlikte besin içeriği sağlamaz ya da çok az besin içeriği sağlar ve sıklıkla kişinin genel iştahını artırır. Tipik olarak ikame maddesi içeren birçok yiyecek; hazır yiyecekler, cips, fırınlanmış ürünler, tatlılar ve meşrubatlar gibi az besin değeri içerenlerdir. Bu yiyecekler yağsız protein kaynakları, her çeşit tahıl, meyve, sebze ve süt ve süt ürünleri gibi daha sağlıklı seçimlerin yerini almamalıdır. Bu tipte yiyeceklerin aşırı tüketimi daha büyük miktarlarda yemeyle sonuçlanır ya da daha fazla yemeye neden olabilir. Tüketiciler ne yediklerinin farkında olmalı ve tüm diyetlerine uyacak akıllı seçimler yapmalıdırlar.
« Older Posts — Newer Posts »